Teknoloji

Siber Çağda Sağlıklı Çocuk Yetişir mi?

Tarih: 20 Ağustos 2017 - Pazar
Uzman görüşü için konu öner.

İçinde yaşadığımız çağda teknolojik gelişmeler hayatımızı inanılmaz kolaylaştırıp, renklendirirken bir yandan da hızıyla, yoğunluğuyla, giderek artan temposuyla insanları strese sokuyor. Bunun farkına varan ve dizginleri elinde tutmaya çalışan erişkinler bile ruh ve beden sağlıklarını korumakta zorlanırlarken, bu çağın tam ortasında doğan çocuklar pek çok açıdan ciddi risk altındalar.

Öncelikle özellikle büyük şehirlerdeki durumumuza bir bakalım: Çocuğunuzun kendine ait bir cep telefonu, tableti ya da buna benzer başka bir teknolojik oyun aracı var mı? Her fırsatta bu aletleri eline alıp siz uyarıncaya kadar elinden bırakmıyor mu? Bu aletlerin başında geçirdiği süreler nedeniyle onunla sık sık tartışıyor musunuz? Cep telefonu bedeninin bir parçası, elinin uzantısı gibi mi oldu? Telefonu, tableti elinden alındığında öfke nöbetleri geçiriyor mu? Ya da elinde teknolojik bir araç olmadığı zaman “Sıkılıyorum, yapacak hiçbir şeyim yok!” diye söyleniyor mu?

Yalnız değilsiniz!!!

Günümüzde kendisine ait bir elektronik oyun aracı olsun olmasın, tüm çocuklar bu teknolojik araçlara meraklı. Evde, okulda, sokakta, serviste, parkta, plajda, arkadaşlarının elinde bunlarla tanışan çocuklar bu dünyanın içine giriyorlar ve bir daha çıkamıyorlar. Burada her zevke, her ihtiyaca yanıt veren, inanılmaz çeşitlilik var. Bu dünya çok renkli, çok hareketli, çok heyecanlı ve çok hızlı. Hemen sonuç alıyor, hemen ödül kazanıyor, kolay yollardan hızlıca başarılı olabiliyorsunuz. Bir oyundan sıkıldınız ya da başaramadınız diyelim, hemen başka bir oyuna geçebilmek mümkün. Hatta aynı anda yüzlerce oyuna, binlerce karaktere sahip olabilmek de mümkün. Bu yüzden de bu dünyada sıkılmak diye bir şey yok. Tüm bunlar çocuklara çok cazip geliyor, zamanın nasıl geçtiğini unutuyor ve gerçek dünyadan uzaklaşıyorlar.

Bu noktada aklınızdan şu cümleler geçiyor olabilir: “Zaten teknoloji çağında yaşıyoruz, bunlardan uzak kalmaya çalışmak imkansız değil mi?”, “Tüm arkadaşlarında bu oyunlar var, biz almazsak kendini dışlanmış hissetmez mi?”, “Peki bunun ne sakıncası var?”, “Bu oyunların hiç mi faydası yok?”

Evet, bu oyunlar çocukların problem çözme, düşünme, görsel algı, teknolojiyi kullanabilme gibi bazı becerilerini geliştirebiliyor. Ama bunu yaparken bir yandan da onları arkadaşlarıyla birebir sosyal ilişkiden, aileden, çevrelerinden uzaklaştırıyor. Bu renkli dünyanın hızına ve cazibesine kapılan çocuklar gerçek yaşamı sıkıcı, monoton, durağan buluyorlar. İlgi alanları daralıyor, çevreye, doğaya, spora ya da sanata olan eğilimleri giderek azalıyor. Kitap okumak ise tamamen dışlanan, neredeyse nesli tükenmekte olan etkinlikler arasına girmiş durumda. Sanal dünyanın sınırsızlılığı çeşitliliği nedeniyle gerçekte sahip oldukları oyuncaklar, kitaplar da yetersiz kalıyor. Çocuklar doğadan, okuldan, spordan, arkadaşlarından uzaklaşıp daha fazla zamanlarını elektronik oyunların başında geçirmek istiyorlar. Evlerde bu nedenle sonu gelmeyen tartışmalar, kavgalar yaşanıyor.

Son yıllarda çocuklarında dikkat dağınıklığı, hareketlilik, davranış ya da öğrenme sorunu olduğundan yakınmayan aile neredeyse hiç kalmadı. Eğitimciler çocukların bağlanma, sosyal iletişim kurma, dikkatle, anlayarak dinleme ve dili öğrenmek için kullanabilme becerilerinin giderek azalmakta olduğunu ifade ediyorlar. Çocuklar bebek koltuklarında, mama sandalyelerinde, araba koltuklarında, pusetlerde bağlanmış durumda, “güvende” ama bir o kadar da hareketsiz büyüyorlar. Bir yerde sabit bağlı tutulamayacak yaşa geldiklerinde de güvenli olmadığı için sokağa çıkmadan “güvenli” evlerinde hareketsiz, arkadaşsız kalmaya devam ediyorlar. Bu hareketsizliğe karşılarına yerleştirilmiş mini ekranlar eşlik ediyor. Yemekler ekran karşısında bakım veren kişi tarafından yediriliyor, çocuklar ellerine kaşık çatal almadan 4-5 yaşlarına geliyorlar. Arabada, sokakta pusette, restoranda çocuklar ekran karşısında oyalanırken, anne babalar rahat ediyorlar. Hareket etme, serbestçe keşfetme, birebir insan ilişkisi, sosyal iletişim gibi sağlıklı beyin gelişimi için gerekli olan her şeyden mahrum büyüyen bu çocukların ilkokul çağında gelmeden yukarıda söz edilen sorunları göstermelerine neden şaşırıyoruz?

Teknoloji dünyasının neden olduğu sorunlar bununla da bitmiyor. Bu dünyada tanık oldukları karakterler, zombiler, garip yaratıklar görüntüleri, sesleri, hareketleri ve davranış biçimleri ile farkında olmadan çocukların zihinlerinde, oldukça derinlere yerleşiyor ve gerçek dünyada bunların yansımaları başlıyor. Belleklerinde yerleşmiş olan görüntüler ve sesler yalnız kaldıkları anda canlanıyor. Her an kapının arkasından ya da yatağın altından çıkıp geliverecek kadar yakınlaşıyorlar. Evde yalnız kalamama, kendi odasında yalnız uyuyamama, gece korkuları ve çeşitli fobiler son yıllarda çok daha fazla görülmeye başlandı. Oyunların içerdiği şiddet ögesi ise uzun uzun tartışılması gereken diğer bir sorun. Çocuklar bir anda hırçınlaşıp, saldırgan olabiliyorlar. Bir şey elde etmenin, kazanmanın yolu ya zorbalıktan, şiddetten ya da hile hurdadan geçiyor. İstenilen bir şey için sabırla beklemek, emek vermek gibi kavramlar günümüz çocuklarının çok uzağındalar.

Sanal dünyanın en ürkütücü yanlarından birisi de içeriğinin denetlenmiyor olması. Herhangi bir kişi, kurum ya da yasal olmayan bir örgüt internet üzerinden herhangi bir bilgiyi yayınlayabiliyor. Bu açıdan bakıldığında internet uygun olmayan hatta zararlı bilgilere de erişim kaynağı. İnternet üzerinde 4.2 milyon pornografik web sitesi bulunduğu bildiriliyor. Avrupa genelinde internet kullanan çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada 8-16 yaş arasındaki 10 çocuktan dokuzunun pornografik siteleri ziyaret ettiği sonucuna ulaşılmış. Çocuklar pornografi, şiddet ya da tehlikeli inanç içeren sitelere kontrolsüzce girerlerken, erken yaşta uygun olmayan bilgilere ulaşmak onların kimlik gelişimlerini, inanç ve değerler sistemlerini, cinsel gelişimlerini olumsuz yönde etkiliyor.

Anne babalar çocuklarının sosyal çevrelerini, arkadaşlarını ve hatta arkadaşlarının ailelerini tanımak, kontrol etmek isteler. Çocukları için en uygun semtlerde yaşamaya en uygun okullara göndermeye özen gösterirler. Buna karşılık çocuklar sanal ortamda tanımadığı kişilerle bir araya gelip “arkadaş” olabiliyorlar. Bu sanal arkadaşlar çocuk ve gençlerin gelişmekte olan kimliklerini, dünyaya bakışlarını, eğilimlerini temelden etkileyebiliyor, onları çok farklı noktalara sürükleyebiliyor. Bu durumun farkında olan çeşitli örgütler, çocuk pornosu meraklıları, uyuşturucu pazarlayıcıları için en büyük kaynak sanal ortamdaki savunmasız çocuklar ve gençler. Onların güvenlerini kazanıp, fotoğraflarını, özel bilgilerini ele geçirip şantaj yaparak, yüz yüze buluşmaya, ürünlerini satmaya ikna edebiliyor ya da onları belli bir görüşün savunucusu haline getirebiliyorlar.

İnternetin çocuk ve gençlerde ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan birisi de internet bağımlılığı. Çin ve Amerika gibi en yoğun internet kullanımına sahip olan ülkelerde ilk kez tanımlanmaya başlanan bu sorun, ülkemizde de giderek artan sayılarda çocuk ve gençte görülmeye başladı. Yapılan psikiyatrik araştırmalar, internet bağımlılarının beyinlerinde dopamin ya da endorfin gibi maddelerin düzeylerinin arttığını, kumar bağımlılarındakine benzer nörokimyasal değişikliklerin meydana geldiğini ortaya koyuyor. Bu kişiler gerçek dünyayla pek ilgilenmiyorlar. Sanal dünya herşeyden önemli ve vazgeçilmez bir yaşantıya dönüşüyor. Böylece gerçek dostlarından ve çevresinden kopan kişi, sanal dostlarıyla birlikte kendine yeni bir yaşantı kuruyor.

Bu kadar olumsuzluğu okuduktan sonra “Tamam, biliyorum, zararlı ama engel olamıyorum” diyorsanız soruna bir de sizin açınızdan bakalım:

Bebeklikten itibaren çocuğunuzu oyalamak, yemek yedirebilmek, yolculuklarda rahat edebilmek için elektronik aletlerden ne kadar yardım aldınız? Çocuğunuzla iletişimiz nasıl? Evde kurallar sınırlar var mı? Sizin çocuğunuz da yeterli oyun alanı olmadığı için ya da size güvenli gelmediği için sokakta değil de evde mi büyüyor? Anne baba olarak çok yoğun mu çalışıyorsunuz? Çocuğunuzla birebir eğlenceli bir şeyler yapacak, oyun oynayacak zamanınız yok mu? Zamanınız olsa bile onu nasıl oyalayacağınızı bilmiyor musunuz ya da bu size zor mu geliyor? Sizin alışveriş, tüketim çılgınlığınız var mı? Telefonunuzu, televizyonunuzu ya da arabanızı en son ne zaman değiştirdiniz? Evinizdeki televizyon, bilgisayar, tablet sayısı nedir? Günde kaç dakikanızı sosyal medyada paylaşım ya da takip yaparak geçiriyorsunuz? Çocuğunuz sizi ekran karşısında ya da telefonla birşeyler yaparken ne kadar görüyor? Siz kitap okuyor musunuz ya da düzenli spor yapıyor musunuz?

Çocuğunuzun teknolojiye ne kadar düşkün olacağı, teknoloji bağımlısı olup olmayacağı biraz da bu soruların yanıtlarına bağlı. Siz ekran karşısındayken onun kitap okumasını bekleyemezsiniz.
Çocukları tüm bu zararlardan olabildiğince koruyabilmek için risklerin neler olduğu, denetlemenin nasıl yapılacağı konusunda bilinçlenmek şart. Çocuğuyla ilgili herhangi bir sorunu olsun olmasın her anne babanın bu konu üzerinde düşünmesi ve bilgi edinmesi gerekiyor. Bu konuda son yıllarda kaleme alınmış pek çok faydalı kaynak kitap var (bkz kaynakça). Ben tüm bu kaynakları edinmenizi ve okumanızı öneriyorum. Ancak hız, teknoloji ve kitap okumama çağındayız ve ülkemizde kitap okuma oranları ne yazık ki çok düşük. Bu nedenle “hocam siz bize neler yapmamız gerektiğini kısaca özetleseniz” diyecek anne babalar için en temel başlıkları içeren kısa bir özet de hazırladım.

• 0-4 yaş arasındaki çocuklar bilgisayar başında zaman geçirmemeli. Dil gelişiminin tamamlanmadığı, anne babayla birebir sosyal ilişkiye en fazla gereksinim duydukları bu dönemde, bebekler bilgisayar oyunları ya da zeka gelişimini desteklediği ileri sürülen bilgisayar/TV programları ile başbaşa bırakılmamalıdır. Amerikan Pediatri Akademisi iki yaş altındaki çocukların televizyon ya da bilgisayarla hiç karşılaştırılmamasını önermektedir. Daha sonraki yıllarda ise aile ile birlikte olması kaydıyla bu süre en fazla 15-20 dakikadır. Yapılan son çalışmalar bebeklerin zeka ve dil gelişimini desteklediği ileri sürülen programların aslında dil gelişimini geciktirdiğini ortaya koymaktadır. 2 yaşında kadar çocuğunuzu teknolojik oyunlarla tanıştırmayın, televizyon, telefon ya da tablet karşısında kalmasına izin vermeyin, bunlarla oyalamayın, yemek yedirmeyin.
• Her gün çocukla birlikte keyifli şeyler yapmak için zaman ayırın. Bu süre içinde çocuğa bir şey öğretmeye çalışmadan, yönlendirmeden, eleştirmeden onunla birlikte zaman geçirmenin keyfini yaşayın ve bunu çocuğa hissettirin. Günlük özel zamanların dışında hafta sonunda ailecek pikniğe gitmek, kamp yapmak, açık havada eğlenceli oyunlar oynamak sinema, konser, tiyatroya gitmek çocuğun yaşamın çeşitli alanlarından keyif almayı öğrenmesine yardım edecektir. • Çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz her an keyifli bir şeyler yapmak zorunda değilsiniz, hatta öyle yapmaya çalışmayın. Çocuğunuzun günlük yaşam içinde sizin evde yaptığınız işlere katılımını sağlayın, yaşına uygun sorumluluklar verin. Birlikte toz alın, çöpü onlar döksün, odalarını kendileri toplasın.
• Yaşamınızı sadeleştirin, koşturmacayı olabildiğince azaltın. Çocuğunuzu sürekli “hadi” diyerek hızlandırmaya çalışmak yerine bırakın yemeğini yavaş yesin, yolda yürürken etrafını gözlemlesin. Yavaşlamak, etrafınızdaki çiçekleri koklamak, hayatın farkına vararak yaşamak size de iyi gelecektir.
• Çocuğun arkadaşları ile birlikte ama teknolojiden uzak olabileceği ortamlar yaratın. Günümüzde çocukların bilgisayar, televizyon gibi bireysel araçlara daha fazla yönelmelerinin bir diğer nedeni de yalnız olmaları ve bu yalnızlığı bilgisayar oyunları ya da sohbet odalarında buldukları arkadaşlarla gidermeye çalışmalarıdır.
• Evde net kurallar belirleyin ve bu kuralların takipçisi olun. Elektronik oyunlar konusunda sınır koyamadıklarından yakınan aileler genelde diğer konularda da sınır koymakta zorlanıyorlar. Kurallar ve sınırlar konusunda zorluk yaşıyorsanız doğru bir uzmandan yardım alın.
• Akranlarıyla ilişkilerinde zorlanan çocuklar sanal ortamda yüz yüze olmayan iletişim yolunu tercih edebilir hatta giderek sadece sanal dostlukları tercih edebilirler. Çocuğunuzun bu alanda zorlanıyorsa öncelikle bir uzman tarafından değerlendirilmesinde ve gerekiyorsa yardım almasında fayda var.
• Çocuğunuzun meraklı olduğu elektronik oyunlar hakkında bilgi edinin. Hatta zaman zaman onunla birlikte bu oyunları oynayın. Böylece hem onun dünyasından çok uzak kalmamış hem de birlikte zaman geçirmiş olursunuz (Tabi süre sınırı aşmamak ve ondan daha fazla bağımlı olmamak koşuluyla :) )
• Hepsinden önemlisi çocuklara uygun örnekler olun. Çocuklar anne babalarından duyduklarını değil onlardan gördüklerini yaparlar. Öncelikle anne babalar televizyon, cep telefonu, internet bağımlısı olmamak, gazete kitap okumak, arkadaşlarla bir araya gelmek konusunda çocuklarına örnek olmalıdırlar.


KAYNAKLAR
1. Cep Tehlikesi. Şeker S. Hayy Kitap, İstanbul (2014)
2. Çocuğunuzu Televizyona Teslim Etmeyin. Ertürk D, Akkor Gül A Nobel, Ankara (2006)
3. Farkındalık, Çılgın Bir Dünyada Huzur Bulmak. Williams M, Penman D. Pegasus Yayınları, İstanbul (2017)
4. Internet, Çocuk ve Aile. Odabaşı F, Kabakçı I, Çoklar AN Nobel, Ankara (2007)
5. Medya Çağında İyi Anne Baba Olmak. De Gaetano G. Çev: N. Öcel, Nobel, Ankara (2007)
6. Zehirlenen Çocukluk. Modern Dünyanın Çocuklar Üzerindeki Zararlı Etkileri. Palmer S. İletişim Yayınları, İstanbul. (2013)

 

Sadece 3 adımda çocuğunuzun gelişim seviyesine uygun programımıza ulaşın.

Programdaki aktiviteleri çocuğunuzla yaparak, çocuğunuzun gelişim
seviyesini ulaşabileceği en üst düzeye çıkarmaya yardımcı olun.

Hemen çocuğunuzun gelişim seviyesini belirleyen soruları yanıtlayın.

çocuk gelişimi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR


yorumlar