Yazılar

Babalık İzni Hakkında Merak Ettiğiniz Detaylar

Eşi hamile olan baba adaylarının en çok merak ettikleri
konulardan biri de çalışan eşleri gibi iş yerinden doğum izni ( babalık izni) alabilecekleri midir. Çünkü eşlerinin hem
doğum öncesi hem de doğum sonrası yanlarında bulunarak hem sosyal hem de
psikolojik destek açısından baba adayları önemli bir yere sahiplerdir. Yeni
doğmuş bir bebeğin ihtiyaçlarının çok olduğu bir dönemde babanın da doğum
izni alması çok doğaldır.

Babalık izni nedir?

Çalışan hamile bayanların iş yerinden doğum öncesi ve doğum sonrası
döneminde ücretli veya ücretsiz olarak 8 hafta doğum öncesi döneminde,
doğumdan sonra ise doğum izinleri 8 haftaya kadar devam etmektedir. Anneye
toplam 18 hafta doğum izni verilmektedir. Bu süreçte babalara ise eşlerine
verilen izin hakkı kadar olmasa da babalara da izin hakkı verilmektedir.
Fakat baba adaylarının çalışmış oldukları statülere göre (devlet memuru ya
da işçi) izin hakları farklıdır.

Babalık izni ne zaman başlar?

Babalık izinleri, babalık adaylarının eşlerinin doğum yapmasından sonra
başlar.

Babalık izni kaç gündür?

Baba adaylarının işlerinde çalıştıkları statülere (devlet memuru ya da
işçi) göre izinlerin de farklılık gösterir. Statülerdeki izin kullanma
günlerinde farklılıkların olmasındaki sebep ise tabi olunan kanun
maddelerinden kaynaklanmaktadır. Devlet memurları 657 sayılı devlet memuru
kanununa bağlı, işçiler ise 4857sayılı genel iş kanununa bağlıdırlar.

Babalık İzni Farklı Kurumlarda Değişiklik Gösterir mi?

Babalık izni statülere göre farklılık gösterir.

Statülere göre izin süreleri:

Kamu çalışanlarında izin süreleri:

Kamu çalışanları bağlı oldukları 657 sayılı devlet memuru kanununun 104.
Maddesinde eşlerinin doğum yapması halinde istekleri üzerine 10 gün izin
verilebilmektedir. Bu 10 günlük doğum izin süresi yıllık izinden
düşmemektedir.

İşçi statüsünde çalışanlarda izin süresi:

İşçi çalışanları bağlı oldukları 4857sayılı kanuna göre işçinin eşinin
doğum yapması durumunda 5 günlük izin kullanım hakları vardır. Bunun
yanında taşeron işçilerde normal işçiler gibi 5 gün izin hakları vardır.
Baba adaylarının kullanmış oldukları 5 günlük babalık izni yıllık
izinlerini etkilememekte mazeret izinleri den kullanmış olmaktadırlar.

4/B sözleşmeli çalışan personeller de izin süresi:

Sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar çalışma kurallarına göre eşi
doğum yapmış olan personellerin 2 gün babalık izni kullanım hakları vardır.

Babalık izni nasıl kullanılmalıdır?

Eşleri doğum yapmış olan baba adaylarının doğum olduğu tarihten itibaren
baba adaylarının çalışmış oldukları kuruma yazılı bir dilekçe sunarak izin
kullanabilirler.

· Doğum izni başlangıcı doğum olduğundan itibaren başlamalıdır.

· Babalık iznini arka arkaya kullanabileceği gibi parça parçada
kullanılabilir.

· Babalık izni çalışılan kuruma dilekçe esaslarına göre yazarak
bildirilmesi yeterlidir.

· Dilekçede eşin doğum tarihini belirtip, kaç gün izin kullanacağını
belirtmek olası çıkabilecek sıkıntıları ortadan kaldırır.

Babalık izni dilekçesi nasıl hazırlanır?

· Babalık izni dilekçesini hazırlarken çalışılan kuruma hitaben
yazılmalıdır.

· Dilekçeyi doldururken babalık izninin gün kullanacağı belirtilmelidir.

· Tüm izinleri aynı anda kullanmak gerekmez.

Babalık izni resmi tatile gelirse ne olur?

657 sayılı devlet memuru, 4857 sayılı genel iş kanununda ve 4/B sözleşmeli
çalışanların esasları içerisinde doğum izninde iş günü ibaresi yer almaz.
Yani doğum izni iş gününü kapsamaz. Yani doğum hafta sonuna ya da özel bir
güne denk gelirse babalık izni bu günleri de kapsar. Fakat özel sektörlerde
devam etmekte olan bazı kurumların kendi hassasiyetlerine göre bu durumla
ilgili esneklik sağlayabilmeleri mümkündür.

Erkeğin doğum izni aldığı durumda maaşında herhangi bir kesinti olur mu?

Bu üç statüde çalışan baba adaylarının kullanmış oldukları doğum izinleri
ücretleri, ücretli izin olup kendi maaşlarında ki para miktarı
düşmemektedir. Aynı çalışıyormuş gibi maaş ınızı kesintisiz ödenir.

Evlat edinme durumunda doğum izni alınabilir mi?

· Sadece çocuk sahibi olmak biyolojik bir durum değildir. Baba olmak
isteyen bireyler evlat edindikleri zamanda babalık izni kullanabilirler.

· Evlat edinilecek çocuğun yaşının 3 yaşın altında bir çocuğun evlat
edinilmesi halinde çocuğun teslim alındığı tarihten itibaren babalık izni
kullanılabilir. Bu izin 8 haftaya kadar olabilir.

Doğum sırasında yaşanan kayıplardan sonra izin hakkı olabilir mi?

Doğum sırasında yaşanan kayıplardan sonra izin hakkı olabilir. Baba
adayları eşi veya çocuğu doğum anında ikisinden birinin vefatı durumuyla
karşılaşırsa almış olduğu babalık iznini isteği doğrultusunda kullanabilir.

Doğum izni kullanmak istiyorum ama amirim izin konusunda zorluk çıkarır mı?

Baba adaylarının doğum sırasında eşlerinin yanında olmaları ve destek
vermeleri en doğal haklarıdır. Bundan dolayı işyerindeki patronun ya da
amirin babalık izni vermemesi gibi bir durum olmaz. Babalık izni için iş
yerine dilekçe ile durum açık bir şekilde ifade edilmelidir. Babalık
izninizin kanunlarda belirtilmiştir.

Babalar için verilen doğum iznini 15 gün ya da 1 ay sonra kullanabilir
miyim?

Devlet personel başkanlığının babalık izni doğumdan itibaren başlar ve
ileri bir tarihe ertelenmez ibaresi ile 15 gün ile 1 ay sonra babalık izni
kullanmanız mümkün değildir.

Baba adayları babalık iznini eşleri doğum yaptığında onlara her konuda
yardım etmek ve yeni doğmuş olan bebeğinizle ilgilenmek amacıyla bu izin
verilmiştir.

Eşim doğum yaptığı sırada izinli olmam doğum izni hakkımı engeller mi?

Babalık izninin başlangıç tarihinde resmi olarak işyerinden alınması
gerekmektedir. Ama eş doğum yaparken babanın önceden almış olduğunu bir
rapor varsa babalık izni yanmaz. Rapor biter bitmez ilk iş gününden
itibaren babalık izni kullanılabilir.

Bu yazı Furkan Demirtaş tarafından hazırlanmıştır.

Hamilelik sürecimin başında keşke bana söylenseydi…

9 AY ÖNCESİNE NOTLAR

Hamilelik, neredeyse çoğu kişinin yaşadığı ya da şahit olduğu bir süreç
olduğu için kimilerince fazlasıyla sıradanlaştırılan, kimilerince de halk
arasında dolaşan kötü hamilelik hikayeleriyle fazlasıyla korkulan bir dönem
olabiliyor. Bu yazıda, hamile olmadan önce bana söylenmiş olmasını
isteyeceğim birkaç hususu hemcinslerimle paylaşmak istedim.

Çocuklaşan Kadınlar Algısı

Doğumuna birkaç gün kalan bir anne adayı olarak hamileliğin nasıl olduğunu
soran birine şöyle derim: Uzun süren, sabır isteyen, elbette zorlukları
olan, ancak içinde hissettiğin canlının her geçen gün nasıl geliştiğine
bizzat şahit olarak ve ona hayat kaynağı olduğunu derinden hissederek bir
mucizeyi yaşadığın, kendini her geçen gün daha da güçlü hissettiğin bir
süreç. Öncelikle şunu kesinlikle bilmek gerekir ki herkesin hamilelik
süreci birbirinden farklı. Filmlerde, dizilerde gördüğünüz her daim iştahla
bir şeyler yemek isteyen, sürekli ağlayan, mantıklı hareket edemeyen ve
adeta yetişkin bir insandan bir çocuğa dönüşen hamile kadın imajını
zihninizden atın. Hamilelik böyle bir ‘hayattan ve kendinden kopuş süreci’
değil. İnsan, yaşadığı her tecrübeye kendi karakterini getiriyor, kendisini
katıyor. Her yaşanmışlık gibi hamileliğe de kendi karakterimizi, ruhumuzu,
zihniyetimizi ve hayata yaklaşım tarzımızı taşıyoruz. Hamilelik bizim bu
bütüncül kişiliğimizle algıladığımız ve içinden geçtiğimiz bir süreç
oluyor. Bu yüzden örneğin çoğunlukla kaygılı bir insansanız hamilelik
sürecindeki gelişmelere de beklenenin üstünde kaygılı bir şekilde
yaklaşmanız, soğukkanlı biriyseniz bunları doğal sürecin birer parçası
olarak kabul etmeniz muhtemeldir. Burada hamileliğin size hiçbir duygusal
yük getirmeyeceğini iddia etmiyorum. Elbette vücudunuzdaki sayısız
değişimin ve bir canlıyı dünyaya getiriyor olmanın getirdiği birtakım
duygusal zorluklar olacak. Bu bakımdan bir ölçüde kaygı duymak ve başka
bazı olumsuz addedilen duyguları yaşamak oldukça doğal. Ancak söylemek
istediğim, bunları hissederken ne yaptığını bilmeyen bir çocuğa
dönüşmeyeceğiniz gerçeği. Bunu, doğumuna sadece iki hafta kalana kadar
avukatlık mesleğini yapmış biri olarak söylüyorum; yani test edildi,
onaylandı.

Planlı Bir Geçiş

Hayattan kopmadan geçen güzel bir hamilelik dönemi için öncelikle hamilelik
öncesinde birtakım düzenlemeler yapmak gerektiğini düşünüyorum. Ben bunun
çok faydasını gördüm. Evliliğimin beşinci yılındayım. Dördüncü yılımıza
kadar tahmin edebileceğiniz üzere çevreden neden çocuk sahibi olmadığımıza
dair birçok soru işittim. Sınırı aşıp “hanginizin çocuğu olmuyor” diye
soran bile oldu. Kimileri de mesleğimin henüz ilk yıllarında iken, akşama
kadar adliyede ayakta koşturup, şanslı günümse akşama doğru ofise geçip
dilekçe yazıp, değilse emniyete ifadeye gidip, iş çıkışı da yüksek lisans
dersim için karşı yakada bulunan okuluma giderek evime neredeyse her gün
23.00 civarı döndüğüm dönemlerde “çocuk yap aradan çıksın” diye beni
düşündüklerini (!) ifade eden iyi niyetli nasihatler ediyorlardı.
Kendilerine herhangi bir dönemde çocuk sahibi olmayı “istemediğimizi”
söyleyerek bu şokla onları baş başa bırakmayı tercih ettim. Çünkü bir
çocuğa yapılabilecek en büyük iyiliklerden birinin onu iyi şartlarda
dünyaya getirmek olduğunu düşünüyorum. Doğduğu andan itibaren yapacağımız
bütün fedakarlıklar ve uğraşlar, onu ancak doğduğu şartların biraz
ilerisine taşıyabilecek. Üstelik annenin hamilelik sürecindeki fiziksel ve
ruhsal zorlanmalarının hepsi çocuğun bilinçaltının oluşumunda bir yer
edinecek. Bu yüzden, arkadaşlarımızın tatlı kızları Nil bizi baştan çıkarıp
çocuk sahibi olmaya ikna ettikten sonra öncelikle yüksek lisansımı
tamamladım ve tezimi kitap haline getirip yayımlattım. Bir süre boşa çıkan
hafta sonlarımın tadını çıkarıp dinlendim. Elimde olan dava dosyalarının
gidişatı bu sene işlerimin önceki seneye göre daha az yoğun ve daha az
stresli olacağını gösteriyordu. Bunun gerçekleşmesini bekledim ve hakikaten
işlerim günde bir- ikiden fazla mekâna gitmem gerekmeyecek ve sabah 9 –
akşam 6 sınırını aşmayacak şekle geldiğinde artık hamilelik sürecime
başlayabileceğime karar verdim. Bu planlı geçiş süreci, yani şartlarımı
kendim ve bebeğim için en uygun hale getirme çabası hamilelik sürecimde
yaptığım en iyi şey oldu.

“Bize Görünme”

Hamileliğimin başlamasıyla, hamile olma hali ile ilgili ne kadar az şey
bildiğimi tecrübe etmiş oldum. Çevremden hamilelik belirtisi olarak
duyduklarım genelde mide bulantısı ve baş dönmesinden ibaretti. Oysa dönem
dönem hemen her organınızda görülen rahatsızlık verici durumlar, sindirim
yavaşlığı, sık sık hissedilen yorgunluk, nefes darlığı, uykusuzluk,
kramplar, çeşitli uzuvlarda ağrı, bebeğin büyüdükçe sürekli olarak mide ve
diyaframınızı tekmelemesi ve burada saymadığım birçok semptom hamileliğe
dahilmiş. Bu şekilde zorlansa da kadın vücudu bu semptomlarla normal
hayatına devam etme gücüne sahip. Bunları normal karşılayıp, nefes
egzersizleri, yürüyüş ve düzenli sporla etkilerini en aza indirmek de
mümkün. Öte yandan bir insanın dokuz ay boyunca bu tarz sıkıntılarla
uğraşması elbette ki yorucu bir süreç. Fakat hamile iseniz bu fiziksel
zorluklarınızdan bahsetmeniz toplumda ilginç bir rahatsızlık uyandırıyor.
Yukarıda saydığım rahatsızlıklardan yalnızca birini yaşayan bir kişiyi
düşünün. Mide bulantısı veya nefes darlığı nedeniyle tüm gece (yalnızca bir
gece) uyuyamadığını nasıl uzun uzadıya anlatacağını ve insanların onu nasıl
bir empatiyle dinleyeceklerini düşünün. Bu empati hali nedense hamile biri
söz konusu olduğunda bir anda ortadan kalkıyor ve rahatsız oluşunu ima
etmesi dahi karşısındaki insanlarda rahatsızlık oluşturuyor. Bu üçüncü
kişiler, hamile kadına hamileliğiyle gündeme gelmeye çalışma, hamile
oluşunu kahramanlık hikayesi gibi sunmaya çalışma gibi yakıştırmalar
yapıyorlar. Yani, dokuz ay boyunca hiçbir sıkıntınız yokmuş gibi
davranmanız ve size sorulduğunda dahi gerçekte nasıl olduğunuzu gizlemeniz
bekleniyor. Buna benzer bir durum toplu taşıma araçlarında da yaşanıyor.
Öncelikle çoğunu otuz yaş üstü kadınların oluşturduğu az rastlanan bir grup
hariç kimsenin size yer vermeyeceğini ve neredeyse dokuz ayın tamamında
ayakta yolculuk yapacağınızı bilerek başlayın. Ancak bu noktada şöyle bir
durum da oluyor: Kimseden yer isteme gibi bir niyetiniz yokken, yalnızca
bulduğunuz bir tutacağa tutunmuş yolculuk yapmaya çalışıyorken önünüzde
oturan insanlar başlarında durarak kendilerinden yer istediğinizi düşünüp
gözlerini devirmeye başlıyor. Metronun hamileler için öncelikli olan
asansörüne binmeye gittiğinizde uzaktan sizin geldiğinizi görenler aceleyle
asansöre binip kapıyı kapama düğmesine basıyorlar, siz yetişemeyin diye.
Yani o anneliği her fırsatta yücelten, en büyük mertebe sayan, anne olmak
istemeyen kadınları eksik gören necip milletimiz, kadın hamile olduğunda
destek olmak şöyle dursun “bana görünme” diyor.

Yeni Trend: Doğallık Takıntısı

Gelelim sürecin “kendi türünüz” ile yaşamak zorunda kaldığınız kısmına. Son
yıllarda yaygınlaşan hamilelik uygulamaları gerçekten çok işinize yarıyor.
Bu uygulamalar üzerinden her hafta bebeğinizde ve sizde nasıl değişimler
olduğunu öğreniyor, bir kısmını hissettiğiniz değişimlerin bilimsel
açıklamalarını anlıyorsunuz. Ayrıca sizinle aynı haftalarda ya da daha
ileride olan bir sürü hamile ile yazışabiliyor, onların tavsiyelerini ve
yorumlarını okuyabiliyorsunuz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu ki
hemen her eğitim seviyesinden insan bu uygulamalarda yorum ve tavsiye
yazabiliyor. O yüzden zaman zaman faydalı olsa da kendinizi buradaki
yorumlara çok kaptırmamakta ve temel başucu rehberinizi bilim insanları
tarafından hazırlanmış kitaplar yapmakta fayda var.

Gerek bu tarz sosyal medya platformlarında gerek gerçek hayatta
karşılaştığınız hamile kadınlarla ve bu sektör içindeki kişilerle
iletişiminizde yoğun olarak maruz kalacağınız “doğallık takıntısı” hakkında
da sizi uyarmak isterim. İlk hamileliğimi yaşadığım ve daha önceleri ilgimi
çeken bir alan olmadığı için her daim böyle bir furya var mıydı yoksa son
yıllarda mı oluştu bilemiyorum. Ancak şu an tıpkı aşı karşıtlığı gibi yoğun
şekilde kitlelere hâkim bir takıntı olduğunu görebiliyorum. Her durumda
mümkün olduğu ölçüde doğal ve sağlıklı olanın tercih edilmesi gerektiği
tartışmasız. Ancak hamilelik ve doğum süreçlerinde bu tercih annenin ve
bebeğin sağlığını riske atacak kadar ileri götürülüyor. Üstelik anneler ve
babalar bunu özgür iradeleriyle bilinçli olarak yapıyorlar. Modern tıbba
karşı paranoya boyutunda bir şüphecilik taşıdıkları için doktorlarının
uyarılarına da kulak asmıyorlar. Bilakis doktorun uyarılarını kendilerini
“kesmek için” (sezaryenden bahsediyorlar) söylenen bahaneler olarak görüyor
ve bunu açıkça ifade ediyorlar. Maalesef bilimsellikten uzak bazı gebe
eğitimleri de bu algıyı besliyor. Örneğin bizzat katıldığım bir eğitimde
doktor amniyon sıvısının azalması yahut bebeğin kalp atışlarının
düzensizleşmesi sebebiyle mecburi sezaryen yapılması gerektiğini söylerse
buna nasıl karşı çıkabileceğimiz, biz onay versek dahi eşlerimizin bunu
nasıl engellemesi gerektiği, bebeğimize yapılan K vitamini ve hepatit B
aşılarının nasıl “neslimizi bozmak için” yapılan birer tuzak olduğu, bu
tarz müdahalelerin bebeğimizin ileride seri katil olmasına varacak kadar
olumsuz etkiler doğurduğu gibi hususlar konuşuldu. Sosyal medyada, günlük
hayatınızda, iş yerinizde ve akrabalar arasında bu fikirler dört koldan
sizin ve eşinizin üzerine gelecek. Bunları durdurmak için elimde bir reçete
yok. Yapılabilecek tek şey dünyada çocuk sahibi olan ilk çift olmadığınızın
farkına vararak sakin olmanız ve kafanızı kurcalayan hususlarda doktorunuza
ve bilimsel eserlere başvurmanız. Bir de söylemeden geçemeyeceğim: Siz bir
dahi değilsiniz. Bebeğiniz de muhtemelen insanlığın yüzyıllardır beklediği
bir kurtarıcı ya da dahi olmayacak. Bunun sebebi de doktorun bebeğiniz
doğduktan sonra onu sağ eliyle tutup sol eline alması, bu sırada kordonu
keserken makasın çok keskin olması vs. değil. Eğitimini almadığınız bir
alanla ilgili bu tarz ayrıntılara odaklanmak yerine, vaktinizi bebeğinizi
nasıl yetiştirmeniz gerektiğine dair kendinizi geliştirmeye ayırmanız çok
daha faydalı ve anlamlı olacaktır.

Tüm bu keyifli ve keyifsiz durumlar, hamilelik süresince herkesin değilse
bile birçoğunun karşısına çıkacak. Hamileliği öncesinde çokça araştırma
yapmış biri olarak hiç rastlamadığım ve bana hiç söylenmeyen bu hususları
benden sonrakilerin ne ile karşılaşacaklarını bilmeleri için paylaşmak
istedim. Birçok iç ve dış ses arasında kalsanız da hayatınızda çok anlamlı
bir serüven olacak hamilelik sürecini kendiniz olarak başlatıp, yine
kendiniz olarak sürdürmeniz dileğiyle…

Handan Sena Lezgioğlu