Baba Olmak

Herkes baba olabilir ama sadece gerçek babalar çocukları için hep orada olur.

İtiraf etmeliyim ki; sorumluluk sahibi bir adam olarak yaşarken bir anda
iki küçük yamyamın sorumluluğuna sahip bir baba olmak gerçekten de çok zor
oldu. Aslında oradan bakıldığında değişen yalnızca bir kelime gibi gözükse
de inanın babanın taşıdığı sorumluluklar çok daha fazladır.

Hemcinslerimin bir kısmı için baba olmak büyük bir korkudan ibaretken diğer
bir çoğunluk için de öyle çok da zorlanılacak bir durum değildir. Ben işte
bu iki grubun tam ortasındaydım. Bir yandan eski rahat hayatımı geride
bırakacak olmanın korkusunu yaşarken diğer yandan da bizim hanımdan ve
benden bir canın dünyaya gelecek olması beni çok heyecanlandırıyordu. İşte
tüm bu gelgitler arasında aslında iyi bir baba olmanın iyi bir koca olmakla
aynı şey olduğunu anladım ve gerçekten de doğumun bir parçası olmaya karar
verdim.

Zaten babalığın size öğreteceği şeylerin tahmin ettiğinizden de çok
olduğunu söyleyebilirim. İşte bu nedenle de sizlere yaşadığım serüvende bir
adam nasıl bir babaya dönüştü anlatmak istiyorum.

1. Yalnızca mutlu anne ile mutlu bir ailenin oluşacağına inandım.

Yeni doğum yapmış bir kadından 7/24 anne olduğu için mutlu olmasını
beklemek gerçekten büyük bir haksızlıktır. İyi bir koca ve iyi bir baba
olmak gerçekten aynı düzlemdedir. Bu nedenle eşinize küçük molalar
sağlamalısınız. Zaten bu da sizin o minik insan ile daha fazla zaman
geçirebilmenize imkan sağlar.

Ben Türkan’ın lohusalık sürecinde işlerimi tamamen ikizlere göre planlamayı
öğrendim. Eğer bir iş, ikizlerin uyuduğu saatte yapılabilecek bir işse,
mutlaka o saatte yapılmalıydı. Belki kendi işime sahip olduğum için
şanslıydım, fakat mesai ile çalışan babaların da benden az zamanı
kalacağını düşünmüyorum. Zira bebeğin ilk yılı bir daha geri gelmeyecek ve
kimse 2 saat daha az uyuduğu için ölmez.

Bu nedenle ben de bütün gün çalışıyor olmama rağmen ikizlerin gece bakımını
üstlendim. Zaten aksi durum, günde 7 saat boyunca sadece emzirirken diğer
yandan dilekçeleri arasında boğuşan kadına büyük bir haksızlık olurdu.

2. Çocuklarıma paradan çok zaman harcadım.

Maalesef hiçbir çocuk sonsuza kadar bebek olarak kalmayacak. Bu nedenle
emin olun çocuğunuzla beraber bir pet şişeden yapacağınız marakas, küçük
mantarınıza alacağınız onlarca oyuncaktan çok daha büyük bir mutluluk
verecektir. İşte bu nedenle ben ikizlerimin hayatında onları alkışlayan bir
seyirci olmak yerine, o küçük piyeste en çok hatırlanan karakterlerden biri
olmayı tercih ettim.

3. Eksiklerimi kabul ettim.

Hayatımın her döneminde olduğu gibi aile içerisinde de mükemmel bir insan
olmadığımı kabul ettim. Bu da ikizlerime karşı biraz olsun empati ve
merhametle yaklaşmamı sağladı. En önemlisi de esas büyük eksikliğin
ataerkil bir toplumda yetişen her erkek gibi çocuk bakımının dışında
kalmanın olduğunu anladım. Çocukluk zamanlarından itibaren “anne olma”
kavramı ile yetişen kadınların karşısında, “baba” kavramının sadece eve
para getirmekten ibaret olamayacağını kabul ettim.

Baba-olmak

Babalik

4. Yaptıklarım için teşekkür beklememeyi öğrendim.

İkizlerin altını değiştirdiğim ya da yemeklerini ısıttığım için teşekkür
beklememeyi öğrendim. Başlarda bunlar için takdir edilmeyi beklediğimi
itiraf etmeliyim. Fakat sonrasında aynı şeyler için kimsenin Türkan’ı
takdir etmediğini gördüm ve bu beklentim için kendime kızdım.

5. Çocukların neye ihtiyacı olduğunu anlamak için çabaladım.

İkizlerle beraber geçirdiğim vakitte, daha çok onların nelerden zevk
alacağını düşündüm. Neticesinde daha yemeğini kendi yiyemeyen iki küçük
yamyamdan benimle haberleri izlerken keyif almalarını bekleyemem. Bu yüzden
onlarla olduğum oyun saatlerinde onların sevdiği şeyleri yapmayı seçtim.

@babaveikizleri

Modern Zaman Babası

Hamilelik sürecimin başında keşke bana söylenseydi…

9 AY ÖNCESİNE NOTLAR

Hamilelik, neredeyse çoğu kişinin yaşadığı ya da şahit olduğu bir süreç
olduğu için kimilerince fazlasıyla sıradanlaştırılan, kimilerince de halk
arasında dolaşan kötü hamilelik hikayeleriyle fazlasıyla korkulan bir dönem
olabiliyor. Bu yazıda, hamile olmadan önce bana söylenmiş olmasını
isteyeceğim birkaç hususu hemcinslerimle paylaşmak istedim.

Çocuklaşan Kadınlar Algısı

Doğumuna birkaç gün kalan bir anne adayı olarak hamileliğin nasıl olduğunu
soran birine şöyle derim: Uzun süren, sabır isteyen, elbette zorlukları
olan, ancak içinde hissettiğin canlının her geçen gün nasıl geliştiğine
bizzat şahit olarak ve ona hayat kaynağı olduğunu derinden hissederek bir
mucizeyi yaşadığın, kendini her geçen gün daha da güçlü hissettiğin bir
süreç. Öncelikle şunu kesinlikle bilmek gerekir ki herkesin hamilelik
süreci birbirinden farklı. Filmlerde, dizilerde gördüğünüz her daim iştahla
bir şeyler yemek isteyen, sürekli ağlayan, mantıklı hareket edemeyen ve
adeta yetişkin bir insandan bir çocuğa dönüşen hamile kadın imajını
zihninizden atın. Hamilelik böyle bir ‘hayattan ve kendinden kopuş süreci’
değil. İnsan, yaşadığı her tecrübeye kendi karakterini getiriyor, kendisini
katıyor. Her yaşanmışlık gibi hamileliğe de kendi karakterimizi, ruhumuzu,
zihniyetimizi ve hayata yaklaşım tarzımızı taşıyoruz. Hamilelik bizim bu
bütüncül kişiliğimizle algıladığımız ve içinden geçtiğimiz bir süreç
oluyor. Bu yüzden örneğin çoğunlukla kaygılı bir insansanız hamilelik
sürecindeki gelişmelere de beklenenin üstünde kaygılı bir şekilde
yaklaşmanız, soğukkanlı biriyseniz bunları doğal sürecin birer parçası
olarak kabul etmeniz muhtemeldir. Burada hamileliğin size hiçbir duygusal
yük getirmeyeceğini iddia etmiyorum. Elbette vücudunuzdaki sayısız
değişimin ve bir canlıyı dünyaya getiriyor olmanın getirdiği birtakım
duygusal zorluklar olacak. Bu bakımdan bir ölçüde kaygı duymak ve başka
bazı olumsuz addedilen duyguları yaşamak oldukça doğal. Ancak söylemek
istediğim, bunları hissederken ne yaptığını bilmeyen bir çocuğa
dönüşmeyeceğiniz gerçeği. Bunu, doğumuna sadece iki hafta kalana kadar
avukatlık mesleğini yapmış biri olarak söylüyorum; yani test edildi,
onaylandı.

Planlı Bir Geçiş

Hayattan kopmadan geçen güzel bir hamilelik dönemi için öncelikle hamilelik
öncesinde birtakım düzenlemeler yapmak gerektiğini düşünüyorum. Ben bunun
çok faydasını gördüm. Evliliğimin beşinci yılındayım. Dördüncü yılımıza
kadar tahmin edebileceğiniz üzere çevreden neden çocuk sahibi olmadığımıza
dair birçok soru işittim. Sınırı aşıp “hanginizin çocuğu olmuyor” diye
soran bile oldu. Kimileri de mesleğimin henüz ilk yıllarında iken, akşama
kadar adliyede ayakta koşturup, şanslı günümse akşama doğru ofise geçip
dilekçe yazıp, değilse emniyete ifadeye gidip, iş çıkışı da yüksek lisans
dersim için karşı yakada bulunan okuluma giderek evime neredeyse her gün
23.00 civarı döndüğüm dönemlerde “çocuk yap aradan çıksın” diye beni
düşündüklerini (!) ifade eden iyi niyetli nasihatler ediyorlardı.
Kendilerine herhangi bir dönemde çocuk sahibi olmayı “istemediğimizi”
söyleyerek bu şokla onları baş başa bırakmayı tercih ettim. Çünkü bir
çocuğa yapılabilecek en büyük iyiliklerden birinin onu iyi şartlarda
dünyaya getirmek olduğunu düşünüyorum. Doğduğu andan itibaren yapacağımız
bütün fedakarlıklar ve uğraşlar, onu ancak doğduğu şartların biraz
ilerisine taşıyabilecek. Üstelik annenin hamilelik sürecindeki fiziksel ve
ruhsal zorlanmalarının hepsi çocuğun bilinçaltının oluşumunda bir yer
edinecek. Bu yüzden, arkadaşlarımızın tatlı kızları Nil bizi baştan çıkarıp
çocuk sahibi olmaya ikna ettikten sonra öncelikle yüksek lisansımı
tamamladım ve tezimi kitap haline getirip yayımlattım. Bir süre boşa çıkan
hafta sonlarımın tadını çıkarıp dinlendim. Elimde olan dava dosyalarının
gidişatı bu sene işlerimin önceki seneye göre daha az yoğun ve daha az
stresli olacağını gösteriyordu. Bunun gerçekleşmesini bekledim ve hakikaten
işlerim günde bir- ikiden fazla mekâna gitmem gerekmeyecek ve sabah 9 –
akşam 6 sınırını aşmayacak şekle geldiğinde artık hamilelik sürecime
başlayabileceğime karar verdim. Bu planlı geçiş süreci, yani şartlarımı
kendim ve bebeğim için en uygun hale getirme çabası hamilelik sürecimde
yaptığım en iyi şey oldu.

“Bize Görünme”

Hamileliğimin başlamasıyla, hamile olma hali ile ilgili ne kadar az şey
bildiğimi tecrübe etmiş oldum. Çevremden hamilelik belirtisi olarak
duyduklarım genelde mide bulantısı ve baş dönmesinden ibaretti. Oysa dönem
dönem hemen her organınızda görülen rahatsızlık verici durumlar, sindirim
yavaşlığı, sık sık hissedilen yorgunluk, nefes darlığı, uykusuzluk,
kramplar, çeşitli uzuvlarda ağrı, bebeğin büyüdükçe sürekli olarak mide ve
diyaframınızı tekmelemesi ve burada saymadığım birçok semptom hamileliğe
dahilmiş. Bu şekilde zorlansa da kadın vücudu bu semptomlarla normal
hayatına devam etme gücüne sahip. Bunları normal karşılayıp, nefes
egzersizleri, yürüyüş ve düzenli sporla etkilerini en aza indirmek de
mümkün. Öte yandan bir insanın dokuz ay boyunca bu tarz sıkıntılarla
uğraşması elbette ki yorucu bir süreç. Fakat hamile iseniz bu fiziksel
zorluklarınızdan bahsetmeniz toplumda ilginç bir rahatsızlık uyandırıyor.
Yukarıda saydığım rahatsızlıklardan yalnızca birini yaşayan bir kişiyi
düşünün. Mide bulantısı veya nefes darlığı nedeniyle tüm gece (yalnızca bir
gece) uyuyamadığını nasıl uzun uzadıya anlatacağını ve insanların onu nasıl
bir empatiyle dinleyeceklerini düşünün. Bu empati hali nedense hamile biri
söz konusu olduğunda bir anda ortadan kalkıyor ve rahatsız oluşunu ima
etmesi dahi karşısındaki insanlarda rahatsızlık oluşturuyor. Bu üçüncü
kişiler, hamile kadına hamileliğiyle gündeme gelmeye çalışma, hamile
oluşunu kahramanlık hikayesi gibi sunmaya çalışma gibi yakıştırmalar
yapıyorlar. Yani, dokuz ay boyunca hiçbir sıkıntınız yokmuş gibi
davranmanız ve size sorulduğunda dahi gerçekte nasıl olduğunuzu gizlemeniz
bekleniyor. Buna benzer bir durum toplu taşıma araçlarında da yaşanıyor.
Öncelikle çoğunu otuz yaş üstü kadınların oluşturduğu az rastlanan bir grup
hariç kimsenin size yer vermeyeceğini ve neredeyse dokuz ayın tamamında
ayakta yolculuk yapacağınızı bilerek başlayın. Ancak bu noktada şöyle bir
durum da oluyor: Kimseden yer isteme gibi bir niyetiniz yokken, yalnızca
bulduğunuz bir tutacağa tutunmuş yolculuk yapmaya çalışıyorken önünüzde
oturan insanlar başlarında durarak kendilerinden yer istediğinizi düşünüp
gözlerini devirmeye başlıyor. Metronun hamileler için öncelikli olan
asansörüne binmeye gittiğinizde uzaktan sizin geldiğinizi görenler aceleyle
asansöre binip kapıyı kapama düğmesine basıyorlar, siz yetişemeyin diye.
Yani o anneliği her fırsatta yücelten, en büyük mertebe sayan, anne olmak
istemeyen kadınları eksik gören necip milletimiz, kadın hamile olduğunda
destek olmak şöyle dursun “bana görünme” diyor.

Yeni Trend: Doğallık Takıntısı

Gelelim sürecin “kendi türünüz” ile yaşamak zorunda kaldığınız kısmına. Son
yıllarda yaygınlaşan hamilelik uygulamaları gerçekten çok işinize yarıyor.
Bu uygulamalar üzerinden her hafta bebeğinizde ve sizde nasıl değişimler
olduğunu öğreniyor, bir kısmını hissettiğiniz değişimlerin bilimsel
açıklamalarını anlıyorsunuz. Ayrıca sizinle aynı haftalarda ya da daha
ileride olan bir sürü hamile ile yazışabiliyor, onların tavsiyelerini ve
yorumlarını okuyabiliyorsunuz. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu ki
hemen her eğitim seviyesinden insan bu uygulamalarda yorum ve tavsiye
yazabiliyor. O yüzden zaman zaman faydalı olsa da kendinizi buradaki
yorumlara çok kaptırmamakta ve temel başucu rehberinizi bilim insanları
tarafından hazırlanmış kitaplar yapmakta fayda var.

Gerek bu tarz sosyal medya platformlarında gerek gerçek hayatta
karşılaştığınız hamile kadınlarla ve bu sektör içindeki kişilerle
iletişiminizde yoğun olarak maruz kalacağınız “doğallık takıntısı” hakkında
da sizi uyarmak isterim. İlk hamileliğimi yaşadığım ve daha önceleri ilgimi
çeken bir alan olmadığı için her daim böyle bir furya var mıydı yoksa son
yıllarda mı oluştu bilemiyorum. Ancak şu an tıpkı aşı karşıtlığı gibi yoğun
şekilde kitlelere hâkim bir takıntı olduğunu görebiliyorum. Her durumda
mümkün olduğu ölçüde doğal ve sağlıklı olanın tercih edilmesi gerektiği
tartışmasız. Ancak hamilelik ve doğum süreçlerinde bu tercih annenin ve
bebeğin sağlığını riske atacak kadar ileri götürülüyor. Üstelik anneler ve
babalar bunu özgür iradeleriyle bilinçli olarak yapıyorlar. Modern tıbba
karşı paranoya boyutunda bir şüphecilik taşıdıkları için doktorlarının
uyarılarına da kulak asmıyorlar. Bilakis doktorun uyarılarını kendilerini
“kesmek için” (sezaryenden bahsediyorlar) söylenen bahaneler olarak görüyor
ve bunu açıkça ifade ediyorlar. Maalesef bilimsellikten uzak bazı gebe
eğitimleri de bu algıyı besliyor. Örneğin bizzat katıldığım bir eğitimde
doktor amniyon sıvısının azalması yahut bebeğin kalp atışlarının
düzensizleşmesi sebebiyle mecburi sezaryen yapılması gerektiğini söylerse
buna nasıl karşı çıkabileceğimiz, biz onay versek dahi eşlerimizin bunu
nasıl engellemesi gerektiği, bebeğimize yapılan K vitamini ve hepatit B
aşılarının nasıl “neslimizi bozmak için” yapılan birer tuzak olduğu, bu
tarz müdahalelerin bebeğimizin ileride seri katil olmasına varacak kadar
olumsuz etkiler doğurduğu gibi hususlar konuşuldu. Sosyal medyada, günlük
hayatınızda, iş yerinizde ve akrabalar arasında bu fikirler dört koldan
sizin ve eşinizin üzerine gelecek. Bunları durdurmak için elimde bir reçete
yok. Yapılabilecek tek şey dünyada çocuk sahibi olan ilk çift olmadığınızın
farkına vararak sakin olmanız ve kafanızı kurcalayan hususlarda doktorunuza
ve bilimsel eserlere başvurmanız. Bir de söylemeden geçemeyeceğim: Siz bir
dahi değilsiniz. Bebeğiniz de muhtemelen insanlığın yüzyıllardır beklediği
bir kurtarıcı ya da dahi olmayacak. Bunun sebebi de doktorun bebeğiniz
doğduktan sonra onu sağ eliyle tutup sol eline alması, bu sırada kordonu
keserken makasın çok keskin olması vs. değil. Eğitimini almadığınız bir
alanla ilgili bu tarz ayrıntılara odaklanmak yerine, vaktinizi bebeğinizi
nasıl yetiştirmeniz gerektiğine dair kendinizi geliştirmeye ayırmanız çok
daha faydalı ve anlamlı olacaktır.

Tüm bu keyifli ve keyifsiz durumlar, hamilelik süresince herkesin değilse
bile birçoğunun karşısına çıkacak. Hamileliği öncesinde çokça araştırma
yapmış biri olarak hiç rastlamadığım ve bana hiç söylenmeyen bu hususları
benden sonrakilerin ne ile karşılaşacaklarını bilmeleri için paylaşmak
istedim. Birçok iç ve dış ses arasında kalsanız da hayatınızda çok anlamlı
bir serüven olacak hamilelik sürecini kendiniz olarak başlatıp, yine
kendiniz olarak sürdürmeniz dileğiyle…

Handan Sena Lezgioğlu

Çalışan Annelerin İşe Dönüş Hikayeleri

Çalışan Annelerin İşe Dönüş Hikayeleri

Hamilelik döneminiz sona erdi ve şu an gözünüzün önünden bir dakika bile ayırmak istemediğiniz bedeni minik, kendisi kocaman bir mucizeye sahipsiniz. O, güzelce uyuduğunda mutlu olurken; o, ufacık huysuzlansa kendinizi çok tedirgin hissediyorsunuz değil mi? Her ne kadar benliğinizi ona adasanız da, eğer ki çalışan bir ebeveynseniz doğumun ardından bir süre sonra işe dönme vaktiniz gelecektir. Bugünkü içeriğimizde annelerin işe dönme sürecinde karşılaşması olası tüm olayları ele alacağız. Eğer ki doğum sonrası işe dönme vaktinizi doğru belirlemek isterseniz sahip olduğunuz tüm izin haklarını “Çalışan Hamile Kadınların Yasal Hakları” yazımızdan öğrenmeyi unutmayın.

Doğum Sonrası İşe Başlama Zamanı Gelen Annelerin Ruh Halleri

Bebeklerini zorlu hamilelik döneminden sonra kucağına alan yeni annelere onlardan ömür boyu ayrılmayacaklarmış gibi gelir. Fakat çalışan anneler için dünyaya getirdikleri miniklerinden ayrılmak çok da uzak bir tarihte değildir. Hamileliğin ardından anne adayı, sahip olduğu iznin son günlerine yaklaştıkça bebeğinden ayrılacağının farkındalığıyla değişik bir ruh hali içine girebilir. Çünkü anneler işe başlama tarihleri geldiğinde, bebeklerini farklı birine emanet etmek zorunda olduklarının bilincindedirler. Bu bilinç de onların kara kara düşünmelerini; geceleri uyuyamamalarını hatta ara sıra ağlama krizleri yaşamalarını beraberinde getirebilir. Çünkü anneler bebeklerini kendi gözlerinden sakınırken onları bırakacakları kişiye güvenmeleri çok da kolay değildir.

Kısaca vurgulamak gerekirse işe başlayacağı için bebeğinden ayrılacağını fark eden anneler, bu dönemde bebeklerinden ayrılacakları için oldukça endişelidir. Bu endişelerini de etraflarındaki kişilere özellikle de eşlerine fazlasıyla yansıtabilirler. Bulundukları ruh hali, onların bakıcı seçimlerine de yansıyabilir. Bu da anne adayının bakıcı adaylarıyla yaptığı görüşmelerde çok gergin olmasını ve hatta bakıcı adaylarına kaba davranmasını beraberinde getirebilir. Uzmanların önerilerine göre anneler, bakıcının bebeklerine alışması için seçtikleri kişiyle 1 ay geçirmelidir. Endişeli anne adayı geçirilecek bu 1 aylık süreçte elinde olmadan hırçın davranışlar sergileyebilir. Bakıcının bu noktadan hareketle bilinçli olması gerekir ve annenin davranışlarını çok zor olsa da empati ile alttan almayı başarması beklenmektedir. Zorlukla başarılan bakıcı seçiminin ardından anne, bebek ve bakıcının birlikte vakit geçirmesinin ardından sıra annenin işe başlamasına gelecektir.

Doğumdan Sonra İşe Dönüş Sabahı

Bakıcı ile alışma sürecinden sonra gerginlikle beklediğiniz o sabah geldi. Bugün güne işe gideceğinizin farkındalığıyla başladınız. Bakıcınız evde ve miniğiniz büyük olasılıkla mışıl mışıl uyuyor. Sizin ise söz konusu bugünde kendinizi çokça mutsuz hissetmeniz normal… Belki ağlayarak belki de daha dirayetli şekilde atlattığınız bu sabahın sonunda sizi iş arkadaşlarınızla kavuşmak ve uzman olduğunuz konuda yeniden emek harcamak bekliyor. Ayrıca bugün sizin yeni bir anne olduğunuzu bilen arkadaşlarınızın da ilgisine maruz kalacağınızı bilmenizi isteriz.

Doğum Sonrası İşe Dönüşte Yaşayacaklarınız

Alışma Süreci

Uzun zamandır evde olan bir kişi olarak işe döndüğünüz o ilk gün, bir alışma evresi yaşayacaksınız. Yeniden işte olmanın hissettirdiklerini içselleştirerek, bebeğinizden ayrı kalmanın da oluşturduğu hisleri keşfedeceksiniz. Yaşadığınız bu alışma sürecinin sizde oluşturduğu içsel durumlar sayesinde işe döndüğünüz bu günde oldukça sessiz sakin vakit geçirmeniz olası…
İnsan Kaynaklarından Şirket Adına Hediye
İnsan kaynakları departmanının çalışanları özel günlerde yalnız bırakmayarak onların çalıştıkları şirkete bağlılığını artırmayı hedeflediği bilinmektedir. Doğum sonrası işe dönen annenin ilk gününün de onun için oldukça özel bir gün olduğu ortadadır. Siz de eğer ki insan kaynakları departmanı aktif olarak çalışan bir şirkette yer alıyorsanız, bugün bir hediye alabilirsiniz. Bu hediye büyük olasılıkla çocuğunuzu yetiştirirken kullanabileceğiniz kıyafetler, bebek eşyaları ya da birkaç oyuncak olabilir.

Miniğinize İlgi

Yeni doğmuş bir bebek hemen hemen her toplumda ilgi çeker. Sizin bebeğiniz de büyük olasılıkla o ilk gün, iş arkadaşlarınızın odak noktası olacaktır. Neredeyse tüm arkadaşlarınız size bebeğinizin nasıl olduğunu sorup onun fotoğraflarını göstermenizi isteyecektir.

Sürekli Bakıcıyı Arama

Bu ilk gün, kendinizi sahip olduğunuz tüm zaman boşluklarında bakıcınızı ararken bulacaksınız. Özellikle görüntülü arama ile bakıcınızı arayarak miniğinizi görmek isteyeceğiniz bugün de; onu gördüğünüz zaman ağlamaya başlamanız da yaşamanızın mümkün olduğu durumlardandır.

Saatleri Sayma

İş yerinizde dönüşünüz kutlandıktan ve hediyeniz size teslim edildikten sonra herkes günlük hayatına dönecektir. Siz de yokluğunuzda meydana gelen değişiklikleri anlamaya çalıştığınız bugün de kendinizi bir süre sonra eve gitmenize ne kadar kaldığını hesaplarken bulabilirsiniz. Miniğinize kavuşmak için son bir saat kaldığında zamanın sizin için geçmediğini hissetmeniz de oldukça normaldir.

Eve Varış ve Mutlu Son

Bu zor günde eve vardıktan bebeğinizle sarılıp uyumak isteyeceğinizi düşünüyoruz. Kabul edelim zor bir gündü. Fakat onun kokusunu ilk kez aldığınız an, gün içindeki tüm endişeleriniz ve gerginlikleriniz yok oldu değil mi?

Yeni anne olmuş bir ebeveynken miniğinizi ardınızda bırakarak işe gitmenizin çok zor olduğunu biz de inkar etmiyoruz. Ama merak etmeyin. Bu duruma da elbet alışacaksınız. Alışma sürecinizin her anında yanınızda uzmanların desteğini hissetmek isterseniz Çocuklu Dünya’nın Annelik-Babalık kategorisindeki yazıları okumanızı öneririz.

Yazar Anne

Sandy Allovi Muraben

Bebeğinizin Bavulunda Olması Gereken 9 Eşya

Bebeğinizin Bavulunda Olması Gereken 9 Eşya

Daha önce bebeğinizle tatile gitme zevkini hiç tattınız mı bilmiyoruz. Belki de miniğinizle tatile ilk kez içinde bulunduğumuz bu yaz mevsiminde gideceksiniz. Eğer ki onunla ilk kez yaz tatiline gidecek bir ebeveynseniz büyük olasılıkla şu an çok heyecanlısınızdır ve bu heyecanınız yüzünden de valiz hazırlarken hatalar yapabilir, tatilinizi yaptığınız bir hata ile kabusa dönüştürebilirsiniz.

Endişelenmeyin. Çocuklu Dünya Ekibi olarak tatilinizin kötü geçmesine izin vermemeye kararlıyız. Bu yüzden de sizlere tatile giderken mutlaka yanınıza almanız gereken ürünlerin bir listesini
vereceğiz. Tatile çıkmadan önce bu listedeki 7 eşyanın yoklamasını almayı sakın unutmayın! Şimdiden keyifli tatiller.

Bebek Tatil Bavulunda Olması Gerekenler

Güneş Kremi

Yapılan araştırmalar ebeveynlerin, 50 faktör ve 50 faktör üstü güneş kremlerinin çocukların kemik gelişimini kötü etkilediğini düşündüğünü gösteriyor. Fakat uzmanların açıklamaları bu bilginin doğru olmadığını hatta güneş kreminin yaz tatillerinde bebek bavullarında yerini alması gereken ilk ihtiyaçlardan biri olduğunu gösteriyor. Siz de miniğinizin hassas teni için bebeğinizin bavuluna gittiğiniz bölgeye uygun bir güneş kremi eklemeyi unutmayın. Uzmanlar bu konuda da sıcak yerler için 50 faktör güneş kremlerini; daha serin yerler içinse 30 faktör olanları öneriyor.

İnce Bir Hırka

Belki bu madde sizi biraz şaşırtmış olabilir. Malum havalar oldukça sıcak… Hatta sıcaktan pek hoşlanmayanlarımız yazın yerini sonbahara bırakışını iple çeker halde… Fakat bu sıcaklar, miniklerin üzerinde bizde bıraktığı etkiyi bırakmıyor. Biz terlediğimizi hissederken, onlar ansızın üşümeye başlayabiliyor. Bu üşümenin önlemi alınmazsa da tatil dönüşünde bizleri bekleyen hasta bir bebek oluyor. Siz de bebeğinizin valizini hazırlarken bu farkındalıkla hareket etmeli ve valize mutlaka ince bir hırka eklemelisiniz. İnce hırka almanızı öncelikli olarak öneriyor olsak da nispeten kalın pijama takımları ve günlük kıyafetler almanızda da fayda var. Çünkü bu kıyafetleri beklenmedik hava koşulları olursa eğer kullanmanız gerekebilir.

Bebek Maması

Bu yaz, tatilinizi yapmak için olabildiğince lüks bir otel seçtiğinizi varsayalım. Fakat seçtiğiniz otel ne kadar lüks olursa olsun bebeğinizin mamasından bulundurmayabilir. Bebeğinizin alıştığı mamanın değişmesi onun midesini bozabilir. Bu da tatilinizi eğlenceli olmaktan çok keyifsiz bir hale bürüyebilir. Siz de tatile giderken bebek maması konusunda önleminizi almalı ve hazırladığınız çantalardan birine bebeğinizin mamasından yeteri kadar koymalısınız. Özellikle zor bulunan bir mama kullanıyorsanız kesinlikle unutmadığınızdan emin olmalısınız.

Bebeğinizin Kullandığı İlaçlar

Gideceğiniz yer yaşadığınız yerden farklı bir yer olacağı için bebeğiniz hava değişiminden kötü etkilenebilir. Midesi bulanabilir, cildinde döküntüler meydana gelebilir ya da geceleri uyumayarak huysuzluk yapabilir. Siz de tatilinizde kötü anılar yaşamamak için doktorunuzun günlük kullanım için önerdiği bebek ilaçlarını mutlaka yanınıza almalısınız. Böylelikle onun başı ağrırsa ya da midesi bulanırsa kolaylıkla önlem alabilirsiniz.

Sinek Koruyucu Sprey

Yaz tatillerinin en kötü yanlarından biri de, gidilen sıcak yerlerdeki sineklerdir. Sinekler yetişkin olan bizleri bile çok rahatsız eder. Hal böyleyken sineklerin bebekler üzerindeki etkilerini düşünmek bile sinek koruyucu spreyin neden bebek valizlerinin vazgeçilmezlerinden biri olduğunu anlamak için yeterlidir. Siz de tatil çantanıza bebeğinizin sinek ısırıkları sonucunda huysuzlanma ihtimalini düşünerek ona uygun sinek koruyucu spreylerden mutlaka eklemelisiniz.

Emzik

Bebeklerin emziğe alışması oldukça zorlu bir süreç olabilir. Uzun bir zaman diliminin ardından emziğe alışan bebekler de alıştıkları emzik dışında başka bir emziği emmekte zorlanabilirler. Hatta başka emzik verilen bebeklerin emziklerini sürekli attığı da ebeveynlerin bugüne dek sıklıkla karşılaştıkları durumlardan biridir. Tatil için bebeğinizin çantasını hazırlarken mutlaka bebeğinizin emdiği emziği almayı unutmayın. “Emzik zaten büyük bir gereklilik, unutmam herhalde.” diye düşünüyorsanız biz sizi yine de uyarmak isteriz. Çünkü aslında unutmayacağınızı düşündüğünüz bir şeyi unutma olasılığınız daha yüksektir.

Bebeğinizin Mama Kapları

Eğer ki çocuğuyla ilgili çok hassas bir ebeveynseniz gittiğiniz otelde miniğiniz için mama hazırlarken kendinizi sürekli kapların temizliğini sorgularken bulabilirsiniz. Bu noktadan hareketle bizim size önerimiz yanınıza mutlaka çocuğunuzun mama kaplarının ve biberonunun bulunduğu ufak bir çanta almanız… Böylece miniğinizin yemeklerini hazırlarken bu kaplardan yararlanabilir ve hijyenik anlamda da rahat edebilirsiniz.

Havlu

Bir önceki maddede bahsettiğimiz gibi harika bir otele gitmiş olsanız da hijyen konusunda içiniz çok da rahat etmeyebilir. Özellikle deniz sonrasında ve banyodan sonra bebeğinizin teniyle temas edecek havlular konusunda endişe duyabilirsiniz. Endişelerden uzak keyifli bir tatil için otele giderken yanınıza mutlaka en az iki farklı havlu almalısınız. Böylece miniğinizi hem duş sonrası hem de deniz sonrası kendi havlusuyla içiniz rahat bir şekilde kurulayabilirsiniz.
Bize göre bebek bavulunda öncelikli olarak bulunması gereken eşyalar yukarıdakiler… Bu eşyaları ve kendi belirlediğiniz gereklilikleri valizinize koyduktan sonra bizce yola çıkmaya hazırsınız. Yolculuğun daha keyifli geçmesi için “Bebeğinizle Seyahat Ederken Dikkat Etmeniz Gerekenler” yazımızı da okumanızı öneririz.

Çocuklarla Büyükada Gezi Önerileri

Yaklaşık 3 yıldır çekirdek ailemle birlikte yazları 3 aylığına Büyükada’ya geliyoruz. Çocukluğumdan beri yazlarımı Burgazada’da geçiren biri olarak öncelikle şunu belirtmeliyim ki Büyükada Prens adaları arasında kalabalıklığı nedeniyle adaya en az benzeyeni. Bu da şehir gibi aradığınız herşeyi bulabileceğiniz anlamına gelse de fazlaca turist ve ziyaretçi alması dolayısıyla özellikle yaz ayları oldukça bunaltıcı. Ama kalabalığa girmeden Büyükada’nın tadını çıkarmanız mümkün!

Haftaiçi, haftasonu sorunsalı

Öncelikle çocuk ile gelecekseniz yaşı kaç olursa olsun haftaiçi gelmeye bakın. Haftasonu o kadar kalabalık ve o kadar bunaltıcı oluyor ki biz adalılar da haftasonu evden çıkmayı çok tercih etmiyoruz. Sokaklar ve ulaşım araçlara kapalı ve sadece faytonlar var, ne nostaljik diye düşünmeyin. Eskiden atlara adalarda daha iyi bakılıyordu ve akülü arabalar meydanda yoktu. Şimdi sokaklarda çocuklarımızla yürüyemez olduk; sağdan fayton geliyor, soldan akülü araba diye diye kalp çarpıntısıyla evimize varıyoruz. Haftasonu bir de bisikletle Adayı gezmeye çalışan ziyaretçiler eklenince değmeyin keyfimize!

Deniz Ulaşımı

Daha geçen yıla kadar Kabataş/Beşiktaş’tan Adalara İDO’nun deniz otobüsü seferleri yapılıyordu. Ancak bu yıl deniz otobüsü seferleri günde 1 defaya düşürüldüğünden deniz otobüsü artık bir seçenek değil. Avrupa yakasından gelecekseniz Şehirhatları vapurları veya Beşiktaş ve Kabataş’tan kalkan motorlarını tercih edebilirsiniz. Ancak yolculuk yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Çocukları genelde uzak mesafeli yolculuklarda zaptetmek zor olabiliyor; bu nedenle yolculuğu uyku saatine denk getirebilir veya yanınıza çocuğunuzun yaşına uygun onu oyalayacak oyuncaklar getirebilirsiniz. Anadolu yakasından ise Bostancı ve Kartal iskelelerinden yine vapur ve motor kalkıyor. Eski vapurlar size de çok nostaljik geliyorsa Bostancı’dan kalkan vapurları tercih edebilirsiniz. Kartal’dan kalkan motorlar ile Büyükada’ya gelmek 25 dakika sürüyor.

Plaj Önerileri

Eğer Büyükada’ya günübirlik olarak geldiyseniz, denize girebileceğiniz bir tesise erkenden gidip akşam çok kalabalık olmadan dönmeniz en iyisi olur. İskeleden ücretsiz motor kaldıran ve kendilerine “Aile Plajı” diyen tesisler var ama onların hepsi çocuklu aileler için uygun değil. Tercih edebileceğiniz bazı tesisleri aşağıda paylaşıyorum. Ancak haftaiçi olarak düşünün lütfen.
Merkeze ve iskeleye yakın olan Blue Beach’te havuz yok ama denizi sakin ve güzel. Adanın arkasında olmadığı için rüzgarlı bir günde denizin dalgalı olma riski var ancak çocukla rahat edebileceğiniz bir mekan.
Merkezden daha uzak ama atmosferiyle sizi Yunan Adalar’ında hissettirecek Locada’yı da tercih edebilirsiniz. Burada da havuz yok ama denize hem kumsaldan hem de iskeleden girebiliyorsanız. Yemekleri güzel ve müzik rahatsız edici değil.
Adanın diğer ucunda bulunan Eskibağ Plajı da seçeneklerin arasında. Ancak uzak olduğu için mutlaka fayton ile ulaşmanız gerekiyor. Yemekleri ve mezeleri harika çünkü burası aynı zamanda Adalıların da özellikle akşamları en çok tercih ettiği restoranı da işletiyor. Eskibağ’a karadan ulaştığınız zaman sahile inmeniz için bir patikadan yokuş aşağı doğru inmeniz gerekiyor. Bu nedenle bebek arabası kullanıyorsanız veya çocuğunuzun yaşı küçükse pek tavsiye etmem. Ama önerdiklerimin arasında en güzel deniz ve manzara Eskibağ’a ait.
Eğer deniz ile birlikte havuz opsiyonu da olsun diyorsanız başka bir seçenek de Anadolu Kulübü’nde veya Su Sporları Kulübü’nde günübirlik vakit geçirmek olacaktır. Bu kulübe üye bir tanıdığınız varsa üye vasıtası ile kulüplerin misafir ücretlerini ödeyerek tesislerden faydalanabilirsiniz. Anadolu Kulübü’nde ayrıca konaklama imkanınız da bulunuyor ancak çok fazla talep olduğundan yer bulabilmeniz için çok çok önceden arayıp rezervasyon yapmanız gerekiyor.

Lezzet Önerileri

Kahvaltı için Club Mavi Restoran’ı öneririm . Yine adanın uzak bir bölgesinde sakin keyifli bir yer. Güzel bir deniz manzarası eşliğinde lezzetli bir kahvaltının keyfini çıkarabilirsiniz. Üstelik çocuklarınızın da güzel vakit geçirebilmesi için bir oyun parkı da mevcut.
Ada denince benim ilk aklıma gelen şey dondurma… İskeleye vardığınızda sağlı sollu dizilmiş 3 Top 5 TL yazan dondurmacılar göreceksiniz. Maalesef çoğu inanılmaz bir ticari kaygı içerisinde kalitesiz dondurma satan dondurmacılar oldular. Bu nedenle Adadaki en doğal dondurmacı olan arabada dondurma satan Yunus’u tek geçerim. Kendisine Anadolu Kulübü’nde rastlayabilirsiniz.

Çocuklar dondurma yerken ben de oturup güzel bir soğuk kahve içeyim derseniz Splendid Oteli’nin altındaki 3. Dalga Kahveci Spitz’i de tercih edebilirsiniz. Dondurması ev yapımı olduğu için gönül rahatlığıyla çocuğunuza verebilirsiniz. Kahve yerine ev yapımı buzlu çaylarını da serinlemek için tercih edebilirsiniz.

Yazar Anne

Sandy Allovi Muraben

Çocuk Dostu Tatil Köylerinde Tatil

Tatil Köyü Seçimi

Çocuklarla tatil yapmak için Tatil köyü zaten konforlu deyip geçmeyin! Eğer gittiğiniz tesis yeterince childfriendly değilse, aşırı büyükse veya güzel organize edilmemişse tatiliniz her an kabusa dönebilir. Örneğin birçok kişinin tek çocuk ile veya büyük çocuklarla aşırı rahat ettiği ve oldukça methedilen çok meşhur bir tatil köyünden pusetli bebek ve henüz büyümemiş çocuğu olan bir arkadaşım nasıl kaçacağını bilemedi çünkü plaja inerken bolca merdivenlerden puseti sırtlarında taşımak suretiyle inip inip çıkmışlar.

Tatil köyüne  gidip azıcık da anne baba olarak biz de rahat edelim diyerek Tatil Köyüne gitmeye karar verdiniz. Peki neye göre hangi tatil köyünü seçeceksiniz? Sakın ha işe ik olarak googlelayarak başlamayın! Karşınıza çıkan turkuvaz renkli deniz, çocukları ile güle oynaya ilgilenen baba figürleri, ellerinde içecekle rüzgara doğru saçlarını uçuşturan annelerin yanında oturmuş kumla oynayan kamu spotu misali çocukların stok fotoları oldukça yanıltıcı olacaktır. Zira ne o turkuvaz denize girebileceksiniz, ne kocalarınız ayarları bozulan çocuklarınıza karşı bu denli sabırlı olacak ne de çocuğunuz saatlerce kumdan kale yapacak. En iyisi önce kendi çocuklarınızla yaşıtı olan çocuklu arkadaşlarınızı arayıp sormak olacaktır. Bebek büfesi, basamak sayısı, odaların temizliği, mini club potansiyeli gibi aklınıza bile gelmeyen soruların cevapları arkadaşlarınızda!

Tatil Köyünde Gün Batımı

Lykia Liberty Hotel

Havuz Deniz sorunsalı

Şimdi artık googledan fotoğraf ve yorumlara bakabilirsiniz. Tatil Köyünün ana fikri olan deniz ve kum/kumsal durumu öncelikli olarak incelenmesi gereken konular. Biz Haziran başında tatil yapacağımızdan deniz soğuk olabilir diye Bodrum ve Çeşme taraflarını çok tercih etmedik; Fethiye kısmen daha ılık olur diye düşündük ve karşımıza Lykia Liberty Hotel çıktı. Deniz çok dalgalı olmasına rağmen çocuklar için özel olarak set çekilmiş bir kıyısı vardı ve deniz çocuk plajında  gerçekten göl gibiydi. Bununla beraber kumsal çok taşlık değildi ve çoğunluk olarak kum olduğu için çıplak ayak yürümek çok rahatsız edici değildi. Çocuklarınız için kumsalda rahat etmek adına yanınıza mutlaka ‘Slipstop’ patiklerden alın; ben hatta en büyük boyunu kendim için aldım ve çok rahat ettim. Kum oyuncakları, kolluk, makarna taşıyacak yeriniz ve şişirecek sabrınız varsa deniz yatağı da alabilirsiniz. Kumsalı çok geniş epey bir yol yürüyorsunuz. Odadan denize yürümek bir 15 dakikanızı net alıyor ama denizi çok güzel, değiyor.

Çocuklar bi temiz denize girsin mottosu ile yola çıkarak kendinizi bizim gibi havuzda bulmanız da oldukça mümkün! Büyük kızımız çılgınlar gibi havuz diye tutturunca denizden çok az faydalanabildik. Lykia’nın ana havuzu gayet geniş ve temizdi; ancak saat başı animatörlerin türlü havuz oyunlarına mikrofonla çığırtkanlık yapması ve diğer tarafta da elinde hoparlörle ingiliz teyzelere aquagym yaptıran fitness hocasının bağırtılarıyla oldukça gürültülüydü. Oğlumuzun öğlen uykusu geldiğinde bu gürültüde uyutamayacağımızı anladığımız için tesisin ana havuzuna birkaç saat dışında hiç yerleşmedik.

Çocuk Cenneti

Gerçekten çocuklar için ideal bir ortamdi. Tüm yaş gruplarına hitab eden bir bölgeydi diyebilirim. Orman içerisine kurulmuş kocaman bir tesis. Denizden kum getirtip kumsalı olan bir havuz yuapmışlar. Burada 18 aylık oğlumuz kumlarla oynarken; kızımız da diğer büyük havuzda doyasıya eğlendi. Burası çocuk yeri olduğu için kendi içerisinde ayrıca bir açıkbüfe restoranı var ve burada da daha çok çocuklara yönelik yemek çıksa da anne ve babalar için de oldukça uygun ve lezzetli seçenekler sunuyor. Yine çocuk bölgesi olmasından ötürü rahatsız edici ses veya müzik hiç yok! Bu nedenle öğle uykusunu çocuklara çok rahatlıkla yaptırabildik. Burada yaşı daha büyük çocuklar için çeşitli eğlenceli kaydıraklar da olduğundan ‘Çocuk Cenneti’ dedikleri yer ‘Aqua Park’ olarak da geçiyor. Bu bölgeye 10 dakikada bir shuttle kalkıyor. 2 pusetle indi bindi zor oldu kocam için ama değdi doğrusu!

Çocuk Cennetinde Eğlenen Çocuk

 Mini Club

Mini Club örneğin Club Med’deki gibi extraya girmiyor. Hillside’da da 3 yaş öncesine kadar çocukları kabul etmiyorlar. Ama Lykia’da iki tane Mini Club var; 6 ay- 3 yaş arası çocukların bakımından sorumlu müthiş bir Mini Club ile 3 yaş üzerindeki çocukları eğlendiren diğer kısım. 6 ay üzeri çocukların kısmında o bebeklere o kadar iyi bakıyorlar ki inanamazsınız. Saatinde mamasını içiriyorlar, uyutuyorlar sanki bakıcıyı tatile getirmiş gibi. Tabii bizim ufaklık orda kalmadı ama olsa müthiş bir imkan. Diğer çocuklar için olan Mini Club programı da çok eğlenceliydi. Biz hergün MiniClub’a vermeye kıyamadık ama 1 tam gün verdiğimizde öğle yemeğini dahi yiyerek akşamüstü çok mutlu bir çocuk geri aldık diyebilirim.

Son Olarak…

Odalar çok çok yeni sayılmaz ama konforlu ve ferah diyebiliriz. Ancak yerler full mermer muhtemelen odalar serin olsun diye yapılmış ve oda içinde uçları sivri basamaklar var. Eğer küçük ve hareketli bir çocuğunuz varsa ve yere düşerse başını direkt mermere çarpacaktır; bu açıdan odaların dizaynını çok tehlikeli bulduk. Klimalar ise kesinlikle ısıtmıyor. Eski bir havalandırma sistemleri varmış, biz biraz daha serin bir dönemde Fethiye’ye gittiğimiz için odamız akşamları biraz serin oluyordu; ısınsın diye klimayı açık bırakıp gittik ve döndüğümüzde oda kutuplar gibiydi. Arayıp şikayet ettiğimizde havalandırmanın sadece soğutma yapabildiği söylendi.

Biz geniş aile odasında kaldık; eğer evde tek başına yatmaya alışık ve uyku eğitimli bir ufak çocuğunuz varsa imkanınız dahilinde suit oda almanız en doğrusu olacaktır. Büyük kızımız bizim odadaki çekyatta  yattı; ufaklık da oturma odasında bebek yatağında tek başına yattı. Gözlem veya gece kalkma gibi durumlarda bebek monitörümüzü de yanımıza aldık. Biz yorgunluktan yapamadık ama monitörünüzü yanınıza alırsanız akşam çocuklar uyuduktan sonra balkonda soluklanırken çocuğunuzu monitörden gözlemleyebilirsiniz. Bu nedenle bebek monitörü de yanınıza almanız gereken elzem malzemelerden diyebilirim.

Mini Club Etkinlikleri

Yemeklere gelince… Gerçekten çok çeşitli ve lezzetli bir açıkbüfesi var. Sabah kahvaltısı konusunda çok endişeliydim ancak her iki çocuğuma da rahatça kahvaltılık bulabildim. Yanıma  tatillerde hep ağzı kilitli poşet ve iki küçük kap alırım. Sahil restorana uzak olduğundan kahvaltıdan çocuklara atıştırmalık olabilecek kuruyemiş, bebek bisküvisi, yoğurt, meyve gibi ara öğün olabilecek yiyecekleri toplarım. Size de burası için yanınıza buzdolabı poşeti ve küçük kaplar almanızı öneririm çünkü deniz kenarı restorana uzak sayılır. Çocuğunuz acıktığında toplaşıp kalkmak yerine yemek saatine kadar idare edebilecek erzağınızı yanınıza alabilirsiniz böylece.

Çocuk büfesinde glutensiz ekmek ve haşlanmış mevsim sebzeleri her öğlen ve akşam menüsünde bulunuyordu. Ayrıca büfe oldukça temizdi de. Dikkatimi çeken bir başka konu da tuvaletlerin yanında bulunan bebek bakım odalarındaki sterilizatör makineleri oldu. Biz biberonla mama dönemini kapayalı çok oldu ancak bebekli aileler için çok güzel düşünülmüş bir hizmet.

Bunun dışında çok çok güler yüzlü ve yardımsever personeller var. Ne isterseniz anında çözüm üretip yardımcı oluyorlar. Gözüme çarpan tek asık suratlı personel, sadece akşamları açılan dondurma köşesindeki en çok sıraya sahip ve çocuk müşteriye hizmet veren dondurmacıydıJ

Lykia Liberty Hotel bol yokuşlu bir tesis. Bizim gibi iki pusetli iseniz epey yorucu. Mesafeler de uzak olduğu için günlük 10.000 adımımızı da rahatlıkla tamamlıyorduk. Bu arada yanınıza puset almak istemezseniz otel size elinde kalmış ise puset tesis edebiliyor ancak önceden arasanız bile size ayırmıyor. Bayram yoğunluğunu düşünerek gidip de bulamayız diyerek biz pusetimizi yanımıza almıştık.

Herkese kolay ve keyifli tatiller dilerim.

Sendi Allovi Muraben

Çocuğun Sanat Eğitimi

Çocuklar büyürken genetik faktörler mi daha baskın yoksa çevresel etkenler mi? Yıllardır tartışılan bu sorunun halen net bir cevabı olmasa da genler ve çevre birbirinden bağımsız düşünülemez.

Çocuğun Gelişiminde Arkadaşın Önemi

Bence sosyal çevrenin etkileri, çocuklar büyüdükçe kendini daha çok göstermeye başlıyor. Anne veya bakım verenden ayrışmanın en belirgin olduğu anaokulu ve ilkokul yılları, sosyal çevrenin de çocuk üzerinde etkisini iyiden iyiye hissettirdiği bir dönem. “Çevrenizdeki en yakın 5 insanın ortalaması kadarsınız” lafına çok inanıyorum. Bu yüzden özellikle çocuklukta arkadaş çevresi çok önemli. Arkadaş çevresini de öncelikle hangi okulda okudukları ve nerede oturduğunuz belirliyor.

Yetenek gelişiminde çevrenin önemi

Kızım Derin bu yıl 6 yaşına girdi. Her zaman sanatsal faaliyetlere, masa başı aktivitelere, kesip, biçip, boyamaya meraklı bir çocuktu. Ancak onun sanata olan ilgisini anaokulu öğretmenlerinin de gözlemleriyle iyice fark ettik. Evet sanata meyilli bir çocuktu ancak başta anneannesi ressam olmasa, sonra da gittiği okul bu kadar desteklemese bunu fark eder miydik bilmiyorum.

Ailecek Gezimiz

Yetenek gelişiminde ailenin önemi

Yıl boyunca her ay, farklı bir ülke ve sanatçıyı işlediler. Derin’in sanata ve resme olan yakınlığını fark ettikçe, biz de destekledik ve kısa zamanda ev sanat kitapları ile dolup taştı. Dünya sanatçılarını okuduk, eserlerini inceledik, biz de onunla birlikte yeniden öğrendik. Öğrendiği yerli/yabancı sanatçıları bize hep büyük bir ilgi ve hayranlıkla anlattı ve Gaudi ile Van Gogh’un yaşadığı yerleri görmek istediğini söyleyip durdu. Babası ile bayram tatili için bir gezi planı yaptık. Tam anlamıyla bir sanat turu idi. Önce Barcelona’ya gidip, Gaudi, Picasso ve Dali’nin müze ve evlerini gezecek, ardından Fransa’ya geçerek, Van Gogh’un yaşadığı yerleri keşfedecektik. Biraz iddialı bir programdı. 6 yaşındaki bir çocuk için fazla ağır olduğunu, anne/babası olarak bir hevesle gaza geldiğimizi düşündüm. Ancak Derin beni utandırdı. Tüm gezi boyunca her bir müzeyi merakla inceleyip, sorular sordu. Benden daha çok ilgilendi diyebilirim. Dali’nin karısına aşkını, Van Gogh’un bir hastane odasında tek başına neler düşünmüş olabileceğini konuştuk. Elbette yoruldu, zaman zaman sıkıldı, huysuzlandı. Ancak hangimiz yapmıyoruz ki?

Sanat Gezimizden Bir Kare

Sanatta Başarılı Olan Çocuk

Yakın zamanda tanıştığım, Dünyanın En İyi Öğretmeni seçilen Andria Zafirakou, “Aileler çocukları hep matematikte, fizikte başarılı olsun istiyor. Ama şunun farkında değiller ki, sanatla ilgilenen ve sanatta başarılı olan çocuk, her şeyde başarılı olur!” demişti. Sanat, farklılıklara saygı göstermek, görünenin ötesini görmek, hayal etmek, hoşgörülü olmak için harikulade bir araç. Yaratıcılığı geliştiriyor, dünyanın aslında ne kadar büyük olduğunu, düşünmenin, öğrenmenin sonu olmadığını fark ettiriyor. Ruhu dinlendiriyor, ifadeyi güçlendiriyor. Sanatı küçümsemeyip, çocuklarımızı erken yaşta daha çok sanatsal aktivite ile buluşturmalıyız.

Sayesinde yaptığımız bu gezi sonrası, çevresel etkenlerin çocuk gelişimindeki önemini tekrar düşündüm. Geniş ailenin, arkadaşların, okulun çocuğun gelişimini hangi alanlarda desteklediği çok önemli. Bazen bu sayede çocuğunuzu daha iyi tanıyor ve hangi alanlara ilgili ve hangi alanlarda yetenekli olduğunu keşfedebiliyorsunuz. Bu da özellikle kişiliğin kemikleştiği ve meslek seçiminin yapıldığı ergenlik dönemi için büyük avantaj!

Unutmayın; sanatta başarılı olan çocuk, her şeyde başarılı olur!

Zeynep İSMAN

Bebek ve Yaz Tatili

Çiftler bebek sahibi olduktan sonra en korktukları şeyin başında uzunca bir süre seyahate çıkamayacak olmaları gelir. Bebekle tatil, birçok aile için imkansızlar listesinin başında gibi görünse de aslında çok büyük bir yanılgıdan ibarettir.

Bebekle tatile çıkılan dönemleri çok basit bir şekilde üçe ayırmak mümkündür. İlk altı aylık dönem; 6-12 aylık dönem ve 1 yaşından sonrası. Bebeğin anne sütünden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadığı dolayısı ile fiziksel olarak tatile gitmenin en kolay olduğu dönem, ilk dönemdir. Yanınızda çocuğun beslenmesi için hazır mamalar, çorbalar, vb… şeyler taşımak zorunda olmadığınız, dolayısıyla da tatile en hafif gittiğiniz dönemlerin başında gelir. Burada tek istisna eğer bebeğinizi emzirecek derecede sütünüz yok ise o zaman tatile gittiğiniz süre boyunca bebeğinize yetecek kadar devam sütünü mutlaka yanınızda taşımak zorundasınız. Gittiğiniz yerden de pek tabi devam sütü satın alabilirsiniz ama tatildesiniz, keyif almak için ordasınız, dolayısı ile bebeğin temel gıdası olan süt pek riske atılacak bir konu değil bence. Süprizlerle karşılaşmamak adına varsın bavulunuz biraz ağır olsun ama bebeğinizin sevdiği süt yanınızda olsun.

6 Aylık Bebekle Tatil

İlk 6 ayda bebekle tatil deyince yazlık yerlere gitmeniz tatilinizin sorunsuz geçmesi açısından önemlidir. Bebekler, ilk 6 aylık dönemde enfeksiyonlara çok açık olduğu için havanın soğuk olabileceği, bebeği üşütebileceğiniz yerlerden kaçınmakta fayda var. Bütün anne babaların en çok merak ettiği soruların başında, bebeğin denize ne zaman sokulabileceği gelir. Öncelikle bebeği suya sokabilmek için belli başlı aşılarının tamamlanıp, başını da dik tutabiliyor olması gerekir. Bu da 4-6 aya işaret eder. Sonrasında da denize girmenin ön koşulu olarak deniz suyu sıcaklığının 29-30 derece olması, hava sıcaklığının da bunun en az 2-3 derece üzerinde olması gerektiği söylenir. Fakat 29-30 derece sıcaklığında deniz suyu sıcaklığını her zaman bulmak çok mümkün olmayabilir, o yüzden 25 derece üzeri sıcaklıklar da bence oldukça makul seviyelerdir. Kaldı ki tatile gittiğinizde sakın bu kadar detayı düşünüp de etraftakileri sıkmayın. Deniz size göre sıcak bir denizse, hava da sıcak güneşli bir günse, çocuk doktorunuz da izin veriyorsa bebeğinizi suya çekinmeden sokabilirsiniz. Yalnız burada unutulmaması gereken nokta, havuzlar yeterince steril olmadığından, temizlemek için kullanılan klorlar da bebeğe zarar verebileceğinden, bebekler havuz yerine mutlaka temiz olan denizlere sokulmalıdır. Bazı doktorların 1 yaşına kadar İstanbul’da denize girmeyi pek tavsiye etmediğini ve daha temiz denizleri önerdiklerini de unutmayalım.

Bebekler İçin Yüzme Simidi

Bebeklerle deniz tatiline giderken, hangi simitle suya sokulacağı da yine önemli bir konudur. Bu konuda bebekten bebeğe farklılık gösterir. Küçüklüğümüzde en çok kullanılan ucuz simitler, bebeğinize bu aylarda çok büyük geleceğinden ve içinden kayabileceğinden onları kesinlikle kullanmayın. Ama tatilde, yanınıza simit almayıp, gittiğiniz yerde de bu simitler varsa da çok dert etmeyin; bebeğinizi içine koyduktan sonra mutlaka bir elinizle devrilmemesi için simidinizi, diğer elinizle de simidin içinden bebeğinizi tutun. Bebek için en doğru alternatifler, bacaklarını içine geçirebileceğiniz; kurbağa, araba, vb… şekillerde tenteli veya tentesiz olan simitlerdir. Bebekler, bu simitlerin içine oturup, yüzmek için çaba göstermeden etrafı seyredebilir, suyla oynayabilirler.

Bebekler için yüzme simidi


Tenteli olanlar, güneşten koruma fonksiyonunu da üstlendikleri için daha çok tercih sebebi olabilirler. Ama simitlerde unutulmaması gereken en önemli nokta, denizdeki en ufak dalgalanma veya yanlış bir harekette devrilme riski oluşabilir, o yüzden bir elinizle simidi her zaman tutmayı ihmal etmeyin. Son dönemde popüler olan swimtrainer marka simitler ise bebekleri yüzme esnasında daha aktif hale getiriyor. İçinden kaymasını önleyen şişirilebilir yüzey, kollardan geçip, vücuda oturan klipsli sistemle bebeğin öne düşmesini de engelliyor. Özellikle ilk denize girişlerde bebeğinizi tek yerine iki kişi ile beraber sokmayı tercih edin. Simidi mi çocuğu mu tutacağım derdine düşmeden içiniz rahat olur. Dalgalı denizlerden, temiz olmayan, suya zor girilen yerlerden ve herhangi bir şekilde tehlike oluşturabilecek yerlerden uzak durun.

Rosi Razon

İki Çocukla Tatil Yapmanın Zorlukları

Tatil Nedir?

Tatil sizin için ne ifade ediyor? Güneş, sıcacık kumlar, deniz, sereserpe uzanmak kitap okumak veya harika bir rüzgar eşliğinde bir yaylada saatlerce yürümek; saatlerce manzara izlemek; başka bir şehri, ülkeyi karış karış gezmek, keşfetmek. Kısacası keyif, keşif, huzur, sakinlik, dinginlik, istediğini yapabilme özgürlüğü…

İki Çocukla Tatil Nedir?

2 ufak çocuğunuz varsa ve yardımsız çekirdek aile olarak tatile çıkıyorsanız bütün bunları unutun! İster tatil köyü olsun ister başka bir yer 2 küçük çocukla tatile gittiğiniz zaman bu hoş hisler yerini karmaşa, kaos, iki arada bir derede iş halletme/ihtiyaç karşılama, optimize olma mecburiyeti, diken üstünde durma gibi kavramlara bırakabiliyor.

3 buçuk yaşında bir kızım ve 18 aylık bir oğlum var. Evimizde yardım alıyoruz. Daha önce kız kardeşimin yardımı ile hep beraber tatil yapmıştık ama bu tatilde oğlum daha ayaklanmamış bir bebekti. Sadece kızımızla yaz tatiline çıkmışlığımız da elbette ki var; burada ‘Tek çocuk hiç çocuk’ sözü anlam kazanıyor sanırım çünkü 2 çocukla tatile çıkmak gerçekten bambaşkaymış.

Ailece Tatile Çıkmak

Babamız bu bayram öncesinde ‘Bayramda sadece dördümüz başbaşa tatile çıkalım mı’ diye sorduğunda korku filmi izler gibi suratına baktığımı ve boğazımın nasıl düğümlendiğini şimdi hala hatırlıyorum. İkinci doğumumdan sonra endişe seviyem yükseklere çıktığından ve iki çocuklu ailelerin tatil maceralarını bolca dinlemiş olduğumdan beni aldı bir panik dalgası. Evimizde tırmanacak yer bırakmamış 18 aylık bir oğlan ile varlığını her fırsatta çeşitli krizlerle ortaya koyan 4 yaş sendromlu bir kız çocuğundan bahsediyorum. Aralarındaki inişli çıkışlı ama şu sıralar tavan yapmış kıskançlık krizlerinden hiç bahsetmeyeyim. Bu nedenle işimizi kolaylaştırmak amacıyla bir tatil köyüne gitmenin bizim için daha anlamlı ve konforlu olacağına kocamı sonunda ikna etmeyi başardım. Kendisinin önerisi karavan kiralayıp 2 çocukla belde belde gezmekti ziraJ Neyse onu da 5-10 sene sonra yaparız artık.

Tatil Köyü

Çocuklu Tatil İçin Bavul Hazırlığı

Tatile gitmeden önce çok yakın bir arkadaşıma (kendisinin de 2 çocuğu var ve ailecek oldukça maceralı bir yaz tatili geçmişleri mevcut) bayramda ilk kez ailecek dördümüzün tatile gideceğini söyledim. ‘Nereye gidiyorsunuz? Nerede sefil olacaksınız?’ dedi. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Ama hazırlıklı olursam bu işin altından kalkarım dedim. Tatil öncesi beni sardı bir telaş. İlk iş bir kağıda ihtiyacım olacak şeyleri listeledim. Anne ve babanın ihtiyaçları toplamda 10-15 kalem tuttuysa çocuklarınkine sayfa yetmedi. Koştum elimizdeki bavullara bir bakayım dedim; hepsi kabin boyu. Kocamla baş başa tatile giderken kullandığımız bavullara ufaklığın yedekleri anca sığar. Yaptığımız münazaranın sonucu olarak gittik bir büyük boy bir de orta boy bavul satın  aldık. 2 bavul, 2 puset (gittiğimiz tatil köyünde mesafeler uzun olduğu için puset almamız önerildi) 2 sırt çantası ile havaalanına geldik.

Çocuklar İçin Otel Önerileri

Az biraz rötar ile uçağımız kalktı ve maceramız başladı. Otele akşam yemeği saatinde varacaktık ve çocuklara akşam yemeği verip odamıza öyle geçecektik ancak uçağın rötarı nedeniyle uçaktan aldığımız sandviç ve keklerle karnımızı doyurduk. Büyük kızım bir boğaz ve mide virüsü sebebiyle ateşliydi ve otele 1 saat süren transferimiz boyunca kustu. Otele varıp yatak düzenlememizi yaptık ve uyuduk. Bence şu ana kadar gayet iyiydi diye düşündüm düşünmez olaydım.

Günlerimiz genelde program yapıp o programa asla uyamayarak geçti.  Sabahları en optimum şekilde nasıl kahvaltı edebiliriz sorunumuza anca 6. gün bir çözüm bulabildik. Eğer çocukların kahvaltısı bizden önce bitiyorsa küçük kendini mama sandalyesinden atmak istiyor büyük de ondan kıskanıp sıkıldım diyerek ağlama krizine giriyordu. Utancımızdan tabaklarımızdakini bitiremeden kalkıp uzaklaşıyorduk.

Çocuklar İçin Havuz mu Deniz mi?

Kahvaltı sonrası deniz mi havuz mu sorunsalı başlıyordu. Kızımız havuz istiyor oğlumuz da kumlarla oynamayı sevdiği için denizde mutlu oluyordu. Dördümüz aynı anda denize giremedik. Fethiye’de deniz dalgalı olduğu için çocuklara özel olarak set çekilmiş ve suyu bileğimize kadar gelen sahilde takıldık. Yetişkinlerin girdiği denize de yol üzerinden geçerken 30 saniye suda kalma suretiyle girebildik. Suyun üzerine yerleştirilmiş ve dalgalar yüzünden hoplayan plastik iskeleye çocuklarla beraber yürüdük.’ Bekleyin denize gireceğiz’ dedik. Tabii ki dönüşümlü olarak girdik. Denizde yüzmeyen ebeveyn hoplayan iskele üzerindeki çocukların denize düşmesine engel oluyordu. Sonra 4 çanta, 2 puset ve 2 çocuk ile öğle yemeğine doğru yol aldık.

Allahtan öğle uykusu diye bir şey var. Çocukların öğle uykusu senkronik olduğunda değmeyin keyfimizeJ Çocuklar öğle uykusundayken dinlenmek, oturmak, soluklanmak, öğle yemeği yemek ve dönüşümlü denize girmek için vaktimiz oluyordu.

Öğlen Uykusu

Çocuklar uyandığında onlara yedirip kendimizi yine havuz kenarında buluyorduk. Oğlanı da havuza alıştırdığımızda ve kum oyuncaklarını kumda değil de havuzda oynamayı öğrettiğimizde de hepimiz nihayet havuz da olsa aynı suda yüzebildik.

Banyo yapmak temizlenmek, rahatlamak ve kendine gelmek içindir değil mi? Ama hem çocuklarınız hem de siz yıkanacaksanız bu da bir strateji gerektiren bir eylem haline dönüşüyor. Önce bir çocuğu tv karşısına oturtup sakinleştiriyorsunuz. Sonra bir ebeveyn banyo içerisinde çocukla diğeri de banyonun dışında olmak üzere çocuğu yıkıyor; içerdeki ebeveyn kendi yıkanıyor. Dışardaki de yıkanmış olan çocuğu kurutup giydiriyor ve doğru tv karşısına oturtuyor; sonra da diğer çocuk aynı şekilde banyo yaptırılıyor. Okurken bile yorulduysanız bir de yaparken düşünün.

Akşamları yine çocuklar sıkılıp kendilerini yerlere atıp bağırana kadar açık büfeden artık ne bulabildiysek karnımızı doyurup yemekleri boğazımıza tıkıyorduk çünkü Mini Disco’ya yetişmezsek kızımızın motivasyonu düşüyordu. Mini Disco’da çocukları dans ettirmek de başka bir kabiliyet. Elin Rusu ve İngilizi valla animatörün hareketlerini benden daha elegan yapıyordu. Yaklaşık yarım saat top gibi zıplayan cicozlarımız nihayet yoruluyordu. Ufaklık pusette uyuyordu büyük de Mini Club sinemasında takılıp uykulu bir şekilde odaya dönüyordu.

Gittiğimiz tatil köyünden büyük kızımızı sabahtan akşama kadar Mini Club’da bırakma şansımız vardı. İlk 3 gün hasta diye içimiz el vermedi sonraki 2 gün de; babası ‘Ben zaten çocuklarımı hafta içi göremiyorum onlarla bu tatilde bağlarımı güçlendirmek istiyorum’ diye hava attığı için yine kızımız bizleydi. 6. Gün ise kahvaltıdan sonra Mini Club’a bir koşuşumuz var ki aklınız almazJ Sabah verip akşam aldık çocuğu.

Kısaca Çocukla Tatil

2 çocukla tatil, evde yaptığın şeyleri 40 derece sıcakta yapmak, açık büfeden her yemek aldığında hız rekoru kırmak, yemekleri tadını bile anlamadan boğazına tıkmak, bol bol puset itmek, hiç kullanmadığın yedek eşyalarla dolu çantaları taşımak, deniz tatilinde ayağını denize bile sokamayıp normalde asla yüz vermeyeceğin havuza tabi olmak diyebilirizJ

Çocuklar çok eğlendi ve onların keyif alması herşeye değerdi. Biz yine yazın ailecek bir yerlere kaçmak için kaşınmaya başladık bileJ

Bir sonraki yazımda, Tatil Köyü’nde daha konforlu tatil yapmanın ipuçlarını paylaşacağım.

Sandy Allovi Muraben

Bakıcı Seçiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bebek bakıcısı seçmek,  çocuk gelişimi açısından oldukça önemlidir. Çünkü seçilen bakıcının çocuğunuzla nasıl bir iletişim kuracağı ve onunla nasıl ilgileneceği çocuğunuzun ileride olacağı kişiyi doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle bebek bakıcısı seçerken aşağıdaki etmenlere dikkat etmelisiniz.

Doğru Bakıcı Seçimi

  • Bakıcılar, özellikle tek çocuklu evlerde mutlaka basit ev temizliği, yemek ve ütü gibi işlerden de sorumlu olmalıdır. Bebeklerin uyuduğu saatler, yemek yapımı, çamaşır yıkama ve yerleri silme gibi işler için uygun zamanlardır. Sizin ihtiyacınız olan size maksimum destek sağlayabilecek ve her konuda olabildiğince esnek olacak biri.
  • Bakıcı seçerken; çok çekingen, inisiyatif alamayan, her şeyi sizin söylemenizi bekleyen birini seçmeyin. Pratik, problemlere hızlı çözüm bulan, cesaretli birini seçin. Günlük hayatta bebeğinizin başına her şey gelebilir, dolayısıyla hızla karar alabilecek, çocuğunuzu her zaman cesaretlenip, daha zorunu yapması için teşvik edecek birini aldığınıza emin olun.
  • İzin konusunda genelde gidecek yeri olan her bakıcı 24 saatlik izin talep eder. Yalnız bu konuda da mümkün olduğunca esnek olan bir bakıcı seçmeyi tercih edin. Sizin gezme gününüz Cumartesi ise Pazar günleri izne gidecek bir bakıcı seçin. Ama gerektiğinde hafta içi de izne gönderebileceğinizi, bu konuda esneklik beklediğinizi de mutlaka söyleyin. Siz de tabii ki esnek olun.
  • Bakıcı alırken, mutlaka referans sorun. Referansları arayıp konuştuğunuzda, almak istediğiniz bakıcı ile ilgili genel bir fikre sahip olabilirsiniz. Tabii ki her zaman referansın aslında bir arkadaştan ibaret olması da çok mümkündür ama yine de şansınızı deneyin.
  • Bakıcı ve bebek

  • Bakıcıya ne kadar para ödeyeceğiniz birçok unsura göre değişmektedir. Evinizin kolay ulaşılabilir olup olmaması, evin büyüklüğü, bakılacak çocuk sayısı ve yaşları, sizin beklediğiniz deneyim, evin bulunduğu semt vb… Sonuçta bakıcınız ne kadar deneyimli ise sizden o kadar fazla para isteyecektir.
  • Eğer yeriniz müsait ise bakıcınıza ayrı bir oda vermekte fayda vardır. O da boş zamanlarında yalnız kalmayı tercih edecektir. Hatta odaya televizyon koymanız onu mutlu edecektir. Ama birçok bakıcı artık telefon konusunda uzmanlaştığı için wireless olan bir evde telefonla saatlerce kendilerini meşgul etmeleri sorun olmayacaktır.
  • Tüm kurallarınızı baştan net olarak bakıcınızla paylaşın. Son olarak bakıcınızın tabikide kendine has bir düzeni ve işleri yapış şekli olacaktır.

Yabancı Bakıcı Çalıştırma

  • Yabancı bakıcı aldığınızda mutlaka bakıcınızın oturma ve çalışma izni olduğundan emin olan. Bakıcılar daha kolay iş bulabilmek adına genelde oturma izinlerini kendi yapıyorlar. Çalışma iznini bazı bakıcılar işverenden beklerlen, bazıları sigortalı olabilmek adına, masrafları işverenle bölüşebiliyor. Bu konuda çevrenizde size yardımcı olan birçok avukat ve aracı şirketlerde bulabilirsiniz.
  • Bakıcınızın, derdini anlatacak kadar Türkçe konuştuğundan emin olun. En basitinden bebeğinizin bir sıkıntısı olup olmadığını anlatabilmesi gerekir. Hiçbir şekilde kendinizin bile anlaşamadığı birini bakıcı olarak tercih etmeyin.
  • Eğer bebeğinizin ufak yaştan İngilizce öğrenmesini istiyorsanız o zaman Filipinli bir bakıcı tercih edebilirsiniz. Fiyatları genelde diğer bakıcılara göre daha pahalı olsa da tamamen tercih meselesidir. O yüzden eğer çocuğunuzu bu şekilde büyütmek istiyorsanız, özellikle Filipinli bakıcıları bulan aracı şirketlerle temasa geçin.
  • Bakıcınızı seçerken, eğer yabancı ise ne kadar süre Türkiye’de kalmayı planladığını, uzun süreli gelip gelmediğini mutlaka öğrenin.

Yatılı Bakıcı Çalıştırmak

  • Birçok kişi yatılı bakıcı yerine gündüzlü bakıcıyı da tercih etmektedir. Ama şunu aklınızdan çıkarmayın, gündüzlü bakıcıya ödeyeceğiniz ücretle yatılı bakıcıya ödeyeceğiniz arasında çok ciddi bir fark olmayacaktır. O yüzden eviniz ve maddi durumunuz müsait ise yatılı bir bakıcı seçilmesi, işte uzayan mesai saatlerinde çocuğuma kim bakacak derdinden kurtaracaktır.

Bakıcı Ajansları

  • Bakıcı bulurken kullandığınız ajanslardan bir kısmı sizden hiçbir ücret beklemezken, bazıları sizden bir maaşa kadar ücret isteyebilir. Tavsiyemiz siz istemeyenlerden başlayın, onlardan memnun kalmazsanız bu işe bir bütçe ayırarak deneyin.

Yazar: Rosi Razon