Yazılar

Hassas Çocuklara Yönelik Anne Davranışları

Bazı insanların diğerlerinden daha hassas olmalarının bir kişilik özelliği olarak kabul edilmesi 1990’lı yıllardan beri araştırmaların konusudur. Dünya nüfusunun yüzde yirmisinin geri kalanlara nazaran daha hassas olduğu düşünülmektedir.
Erken yaşlardan itibaren kendini toplumdan uzak hisseden daha hassas olan çocuklarla yaşamak da zordur. Böyle bir durum karşısında doğru strateji ile yaklaşmak için annenin süreç yönetimini iyi yapması gerekmektedir.
Hassasiyetleri yüksek olan çocuklar, kendi yaş grubu içinde de fazla sessiz ve çekingen bulunur. Böyle çıkarımlar yapmak bazen çocuğun annesinin bile düşüncelerini etkileyip çocuğunu okul ortamına uyumsuz ve pasif bir kişiliğe sahip olarak nitelendirmesine yol açabilir. Her çocuk farklıdır. Hepsinin bir davranış sergilerken kendi yolları vardır. Hassas çocukların kişilikleri, olaylara karşı bakış açılarını etkiler.

Hassas Çocukların Özellikleri

1. Kolay incinirler.
2. Bu çocuklar genelde kendi arkadaşlarından daha olgundur.
3. Günlük yaşamlarında karşılaştıkları durumlar içinde ayrıntıları kolaylıkla görebilirler.
4. Sanat müzik ve doğaya karşı ilgilidirler.
5. Ağrı eşikleri düşüktür.
6. Etraflarındaki yetişkinlerin hareketlerinden onların hislerini anlayabilirler.

Hassas Çocuklara Karşı Anne Davranışları Nasıl Olmalıdır?

Öncelikle anneler, kesinlikle çocuklarının hassasiyetlerini küçümsememelidir. Kendisinin annesi tarafından bile anlaşılmadığını hisseden çocuk, hem annesi ile iletişimi istediği noktaya getiremez hem de kendini daha izole hisseder.
Çocuğu etkileyen çevresel unsurlar karşısında anne onun sorununu geçiştirmek yerine çocuğu etkileyen konu üzerine soru sorarak konuşmayı daha detaylandırabilir. Bir doğrulama ortamı yaratabilirler.
Hassas çocuklar bir süre sonra toplumsal tutarsızlıkları fark edip bunları anlamlandıramamaya başlarlar. Annenin çocuğu ile beraber bu konuları konuşup ona anlayamadıklarını detaylı bir şekilde açıklamalıdır.
Özgüven sahibi olmak hassas çocuklar için çok daha önemlidir. Annelerin çocuklarının yanında olduğu hissini vermeleri ve her zaman arkasında olduklarını gösterebilirler özgüven duygusu, çocuklarda istikrarlı bir şekilde gelişecektir.
Öfke, hüzün ve hayal kırıklıkları ile nasıl başa çıkabilecekleri konusunda anneler çocuklarına rehberlik etmelidir. Hayatları boyunca bazı zorluklar yaşayacaklar. Burada annenin görevi bu baş etme yollarını çocuklarına öğretmektir.
Tekdüzelik, bazen ‘normal’ olarak nitelendirilir. Ama farklılıklar bu hayatın içindedir ve oldukça gerçektir. Bu özel çocuklar önce kendi farklılıklarını kucaklamalıdır. Annelerin çocuklarına farklı olmanın her zaman kötü olmadığını anlatmaları gerektir. Kendi farklılığını kabul edip hayatını bu özelliğini parlatmakla geçiren çocuk hayatında başarıyı da yakalayacaktır.
Kaynak: Öğrenelim

Uzm. Dr. Meltem Kora İle Güzel Bir Röportaj

Çocuk Ve Ergen Psikiyatristi Meltem Kora

ÇD: Meltem Hanım, merhaba, hoşgeldiniz. “Understanding Children and Childhood: Mental Health Perspectives through Art, Aesthetics, and Humanities” adlı kitabınızdan söz etmek isteriz. Biraz bu kitaptan ve içeriğinden söz eder misiniz?

MK: Merhaba, beni ve kitabımı sitenize konuk ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Sitenizi büyük bir keyifle takip ediyorum; özellikle erken çocukluk dönemini önceleyen, aile ve çocuk ilişkisini destekleyen bilimsel yaklaşımlı çok güzel bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

Benim kitap projem hem kendi doğurduğum çocuklarım hem de bana yıllar içinde çeşitli sorularla başvuran çocuklarımın gereksinim alanları ile anneler olarak bizlerin yaşadıklarını bir arada düşünmem ile ortaya çıktı. Bir başka deyişle bu kitabı kendi mesleki deneyim ve düşüncelerimi, kişisel deneyim ve bilgilerim ile birleştirmeye çalıştığım bir deneme olarak yazdım. Kendi çocukluğum, çocuklarım ve genel olarak çocukluk kavramı bir anlamda bir araya geldiler ve ruhbilim ile estetik felsefesi kesişiminde söyleşmeye çalıştılar.

ÇD: Bunu biraz daha açar mısınız?

MK: Şöyle açıklamaya çalışayım. Hastalarım, danışanlarım bana geldiklerinde çocukların sergilediği kimi özellikleri benle birlikte değerlendirirken, hep bir temel soru bizimledir: “Çocuklara anlamlı ve güzel bir hayat sürmeyi nasıl öğreteceğiz?”

Bu sorunun yanıtını ne Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu tedavisinde ne de yıllardır sürdürdüğüm bilişsel-davranışçı psikoterapilerin belirti azaltma yönelimli temel yaklaşımlarında bulabildiğimizden, daha farklı bir alana, özellikle “güzellik” nedir, nasıl fark edilir, hayatımıza kattığı anlam nedir sorularına yelken açmak gerekmekteydi. Bu nedenle kendime sorduğum soruları samimiyetle, kendi çocukluğumun deneyimlerinden de hareketle ele almayı denedim.

ÇD: Kitap neden İngilizce, Meltem Hanım?

MK: Buna iki cevabım var. Bir tanesi, daha kolaycı, rasyonel bir cevap: Uluslararası bir dil eşliğinde, tüm eğitimini Türkiye’de yapmış bir kadın psikiyatrist olarak çağıma tanıklığımı ilk ağızdan dünya topluluğu içinde not edebilmek… İkinci yanıtım ise kişisel: Anadilim olan Türkçe’de duygusal deneyimlerimi dile getirmede çok daha sansürcü, yasakçı bir yanımın devreye girmesi, kadın olma ve annelik konusunda yoğun bir “ketlenme-inhibisyon” ekseninin peşimi bırakmaması… Gerçi ilk kitap İngilizce olsa da, Türkçesi de yayınevinde; umarım yakın zamanda çıkacak…

ÇD: Bu kitapta ele aldığınız konular neler?

MK: Kitapta özellikle bağlanma, anne-çocuk ilişkisi, dil gelişimin düşünce gelişimi üzerindeki etkisi; empati; ayna nöronlar hipotezi; estetik duyum ya da estetik tavır gelişimi gibi konuları ele almaya çalıştım. Temelleri oyun etkinliğinde kurulan sanat bilincinin ve dünyayı estetik bir duyumsallıkla ele almanın gelişim psikolojisi perspektifi içindeki yerini aramaya çalıştım. Sanat, edebiyat, resim, dans, müzik gibi estetik alanların Paleolitik dönemde, 25.000 yıl önce mağara duvarlarına resim yapan insanın bir iletişim dili, bir sosyalleşme aracı olarak nasıl ortaya çıktığından hareket ederek, “yaratıcılık” baskısına dikkat çekmeye çalıştım. Estetik tavrın, yaratıcı çocuk kavramına üstünlüğünü tartıştım.

ÇD: Sanatın çocuk gelişiminde yeri konusunda bir son değerlendirme alabilir miyiz?

MK: Kitapta oyun sanatı “artsy play” dediğim bir kavramdan söz ediyorum. Bu aslında biz uzmanların “nitelikli zaman” dediğimiz ve “çocuklarla oynayın” önerimizde geliştirmeyi önemsediğimiz bir kavrama denk düşüyor. Yani anın yakalandığı, anne-çocuk/baba-çocuk etkileşiminin öne çıktığı, her iki tarafın ben-ve-ötekinin aynı zaman/mekan kesidi içinde buluştuğu bir deneyime işaret ediyor. Sanatla ilişkisi şu: Bir çocuk oyununda nesnelerin sadece nesneler olmaktan çıktığı anlamla bütünleştiği, yani sembolleşmenin, soyutlamanın gerçekleştiği bir yönü olduğunu biliriz. Çocuk bir plastik kutu ile arabalar, evler, kahramanlar yapabilir örneğin. İşte bu sembolik alanda buluşma, sanatın işaret ettiği, estetik duyumun ve “güzel” olanın kavranabildiği bir alan olduğundan çocuk gelişiminde büyük yere sahiptir. Oyun birisiyle oynandığında güzeldir; “güzellik” kavranabildiğinde hayata dair güzel olan ve anlamlı olan öğrenilebilir. Çocuklarımızın ve bizlerin de en büyük gereksinimi karşılanabilir.

ÇD: Çok teşekkür ederiz.

MK: Ben teşekkür ederim.