Gelişim Sorunları

Çocukluk Çağında Depresyon Etkenleri

Tarih: 20 Temmuz 2017 - Perşembe
Uzman görüşü için konu öner.

1960’lı yıllara kadar çocuklarda depresyon üzerinde pek durulmamış, yalnızca bebeklik ve erken çocukluktaki birincil derecedeki bakım verenlerin kayıplarıyla ortaya çıkan depresif durumlar tanımlanmıştır. 1970’lerin ortalarından itibaren çocuk ve ergenlerdeki araştırmalar giderek artmış ve belirtilerin erişkinlerdekine benzerliği saptanmıştır.

Depresyondaki biyolojik ve psikosoyal etkenler nelerdir?

Depresyondaki Biyolojik Etkenler: Genetik, nörokimyasal, nöroanatomik ve nöroendokrin olarak sınıflandırılabilinir. Yapılan çalışmalarda depresif ebeveynlerin çocuklarında diğerlerine göre Majör Depresif Bozukluğun daha fazla görüldüğü bulunmuştur. İkiz çalışmaları genetik araştırmalar için en önemli yol gösterici çalışmalardır. Depresyonda, tek yumurta ikizlerinde eş hastalanma oranı %76, çift yumurta ikizlerinde %19 bulunmuştur. Eğer tek yumurta ikizleri farklı ortamlarda büyürse, eş hastalanma oranının %67 ye indiği görülmüştür.

Depresyondaki Nörokimyasal Etkenler: Noradrenerjik, dopaminerjik, seratonerjik ve kolinerjik sistemler olmak üzere pek çok nörotransmitterin rolü halen araştırılmaktadır.

Depresyondaki Nöroanatomik Etkenler: Depresyonda, çocuklukta görülen diğer ruhsal hastalıklara göre beyin görüntüleme çalışmaları kısıtlı olmakla beraber beynin ön bölgesi olan frontal lob hacminin beyin hacmine oranla azaldığı bulunan en belirgin bulgudur. Frontal lob; dikkat, karar verme mekanizmaları, muhakeme ve yürütücü fonksiyonlar açısından en önemli beyin bölgesidir.

Depresyondaki Nöroendokrin Etkenler: Böbrek üstü bezi ve beynimizdeki hipofiz aksındaki hormonal işleyişi değerlendirmek için yapılan deksametazon süpresyon testinde, depresif çocukların %70’inde bozulma bulunmuştur. Diğer bir hormonal değişiklik olarak; Depresif çocuklarda insüline büyüme hormonu yanıtının azaldığı saptanmıştır.

Depresyondaki Psikososyal etkenler: Olumsuz yaşam olayları, sosyal destek eksikliği, bozuk ebeveyn-çocuk ilişkisi, sosyal beceri eksikliği ve Kohort etkisidir. Kohort etkisi olarak bilinen, 1940’lardan beri yapılan çalışmalarda genetik ve çevresel etkenlerin birleşmesinin nesilden nesile depresif bozukluğun artmasında rol oynadığı durumdur.

Depresif çocukların aile ilişkilerinde çatışma, reddetme, iletişim sorunları, olumlu duyguların yetersiz ifade edilmesi daha sık bulunmaktadır.

Depresyon tarama çalışmalarında özbildirim ölçekleri kullanılabilmektedir. Tabii ki okul öncesi grupta yapılan çalışmalar farklı bir gözlem gerektirir. Okul çağındaki çocuklar ile kendi ifadelerine dayanan ölçekler ile aile ve öğretmenden alınan sonuçlar arasında farklılıklar olabilir. Genellikle çocukların ifadelerinde daha yüksek belirti ifade edilebildiği saptanmıştır. Çocuklardaki depresif belirtiler araştırıldığında %10-13 lük bir oran, ergenlikte %20-50’lik oran aralığına yükselebilmektedir. Ancak tanı alma kriterlerini karşılayan çocuk ve ergenlerde depresif bozukluğun sıklığını inceleyen çalışmalar gözden geçirildiğinde; depresif bozukluğun yaşla birlikte artış gösterdiği, okul öncesi çocuklarda %1, okul çağında %3 ve ergenlerde ise bu oranın %20’lere çıkabildiği sonucuna varılabilmektedir.

Genel olarak ergenlik öncesinde depresif bozukluk kız erkek arasında eşit bulunabilirken, ergenlikte kızlarda daha fazla göründüğü tespit edilmiştir.

 

Sadece 3 adımda çocuğunuzun gelişim seviyesine uygun programımıza ulaşın.

Programdaki aktiviteleri çocuğunuzla yaparak, çocuğunuzun gelişim
seviyesini ulaşabileceği en üst düzeye çıkarmaya yardımcı olun.

Hemen çocuğunuzun gelişim seviyesini belirleyen soruları yanıtlayın.

çocuk gelişimi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR


yorumlar