Konuşma Gelişimi

Çocuklar ve İletişim

Tarih: 20 Temmuz 2017 - Perşembe
Uzman görüşü için konu öner.

İnsanoğlu diğer canlılardan farklı olarak duygu ve düşüncelerini sözlü anlatabilme yetisiyle dünyaya gelmiştir. Bu sözlü iletişimin fizyolojik ve sosyal yanı bulunmaktadır. Kulakta sesleri (fiziksel enerjiyi) beyine taşıyan sinir grupları Werniche ve Broca adını verdiğimiz beynimizin sol yanında bulunan merkezler ve burada seslerin ne anlama geldiği ve motor merkezimizle iş birliği içinde ifade edeceğimiz anlamlı sesleri getiren sinir hücresi grupları zamana içinde gelişir ve ağız kavitesinin genişlemesi, dili kontrol etme yetisinin artması ile konuşmaya başlarız.

Ancak konuşmaya başlamamız bir dizi gelişme basamağı ile gerçekleşir. Önce ağlarız. Ağlamamızın bir ritmi vardır. Karnımız acıktığında bir yerimiz ağrıdığında, ya da bakıcımızı yanımıza çağırdığında bu ritim değişir. Daha sonra agulamalar başlar, bu safhanın sonunda hece tekrarları kendini gösterir. Hece tekrarları içinde bulunduğunuz toplumun seslerinin pratiğidir. Baba, baba, mama, mama…. sakın bunları duyduğunuzda çocuğunuzun konuştuğunu sanmayın. Konuştu diyebilmemiz için bir sözcüğün, özel bir durumu, bir kişiyi ve bir nesneyi işaretlemesi gerekir. Ama bizler çocuğumuzun çok heyecanla beklediğimiz konuşmasının başladığını düşünür ve seviniriz. Bu noktaya kadar kulağı duyma özürlü çocuklarda bu basamaklardan geçer. Ancak kulağı duyan çocuklar içinde bulunduğumuz kültürün seslerini tınısını ifade ederken diğerleri gelişi güzel sesler çıkarır.

Sonra birden tek sözcükle kendilerini ifade etmeye başlarlar. Bu sözcükleri öyle bir kullanırlar ki şaşarsınız. Sonuna ünlemler, soru işaretleri koymuşlarda tam bir cümle kuruyorlarmış gibi bu sözcüklerle oynarlar. Bu sözcüklere çoğunlukla mimikler, jestler eklenir. İnanılmaz bir mucizedir insanoğlunun bu yeteneği. Önce aşina oldukları kişi ve nesneleri, daha sonra hareketli nesneleri sonra zamirleri ve sıfatları en son günaydın, lütfen gibi iletişim sözcüklerini repertuarlarına eklerler. Bilmiyorum hiç mısır patlattınız mı? Kap ısınmaya başlayınca tek tük patlama sesi duyarsınız sonra birden sesler artar. İşte konuşmaya başlamamız buna benzetilebilir. Çok kısa içinde tek tük kazanılan sözcükler ikiyüze ulaşabilir.

Ve iki sözcüğü bir araya getirerek telgraf cümle kurarlar (telgraf siz genç annelerin bilmediği bir iletişim biçimidir. Mors alfabesi aracılığı ile en kısa biçimde iletişim kurma şeklidir). Anne gel, baba gitti gibi sözcükleri yan yana getirerek konuşmaya devam ederler. Tabii bu kurulan sözcüklerde dil bilgisi kuralları yoktur. Çünkü onlar dün, bugün yarını kavrayacak zihinsel yapıya sahip değillerdir. Gördüğünüz gibi konuşmanın istenilen gibi gelişmesi için zihinsel gelişim de önemlidir.

Burada üzerinde durmak istediğim nokta sosyal etkileşimin dil gelişimine ve doğru iletişime nasıl katkıda bulunduğu. Bundan öncekiler kalıtımla getirilmiş iletim özellikleri idi. Sosyal çevre, öncelikle anne ya da bakıcı ile temsil edilir. Annenin çocuğu ile iletişim kurması çok önemlidir. Ne yazık ki bizde yetişkinler arası sağlıklı iletişimi görmek sınırlıdır. Genelde monolog stilinde konuşmalar sürdürülür. Halbuki istenen diyalogdur. Biri bir şey söyler diğeri o doğrultuda cevap verirse diyalog oluşur. Örneğin babası ile alışverişe gidip orada gördüklerini anlatmak için anne…. diye iletişime başlayan bir çocuğa “ayakkabılarını çıkar çamurlu” dediğimiz zaman iletişim kesilir.

Annenin dikkat etmesi gereken bir başka nokta çocukla konuşurken cümlelerinin kısa olmasıdır. Çok uzun cümleler kurulursa çocuğa ulaşamaz. Babalarında konuşma gelişimine katkısını unutmamak gerekir. Babalar çocuklarının konuşmasındaki hatalara geri bildirim verirler. Çocuklarının daha iyi ifade etmesini yüreklendirirler.

Çocuklar konuşmaya başladıklarında yanlış telaffuz edebilirler. Buna dikkat edilmelidir. S-ler, k-ler, r-ler zor telaffuz edilen sessizlerdir. Üzerinde durulmadığında yanlış telaffuzlar kalıcı olabilir. “Kocaman kamyon” yerine “tomaman tammon” diyen bir çocuk hoşa gidebilir ama geri bildirimin anında verilmesi gerekir. Okula başlandığında hele yazıya geçildiğinde çok geç kalınmış olur. Doğrusunu öğrense bile ilk öğrenilenler repertuardan kolay çıkmaz. Bu hataları eğer geri bildirimle düzeltemiyorsak mutlaka konuşma terapistini ziyaret etmek gerekir.

Çocuklukta rastlanılan bir başka bozukluk ise yalancı kekemeliktir. Bunun oluşumu çocuğun zihinsel yapısı ile sözcük dağarcığının eşgüdümlü gitmemesidir. Çocuk anlatmak istediği durumu anlatacak sözcük bulamadığında başlar. Çok kitap okuyup anlatmasını sağlamak, pazar yeri, deniz kıyısını ziyaret edip yeni sözcükler kazanmasını sağlamak faydalıdır. Dikkat edilmesi gereken durum bu problemi çocuk duymuyor diye evde birileri ile sıkça konuşmak ve çocuğu merkeze almak tır. Evde odak noktası olan çocuk kekemeliğe devam eder ama ana okulunda yapmaz. Sizce neden ne olabilir? Okulda böyle konuşarak dikkatleri üzerine çekmediğini öğrenmiştir. Gerek konuşma bozukluğu gerek yalancı kekemelik vakalarında bir uzmana danışmanın iyi olacağı görüşündeyim.

Gelelim sağlıklı sosyal iletişime burada ana babalara ciddi sorumluluk düşüyor. “Lütfen verir misin”, “Günaydın” gibi sosyal sözcükleri ısrarla onlardan istersek veya büyüklerle, yabancılarla nasıl konuşması gerektiğini sıklıkla onlara hatırlatırsak çok iyi olacaktır. Yetişkin yaşantısındaki bu iletişim pratikleri çok gereklidir ve erken yaşta kazanılırsa ancak istenildiği gibi olur. Çocuklarınızın telefonu açıp da kendini tanıtmadan derdini anlatan ya da sürekli emir kipiyle konuşan, mesafeli olması gereken birine sen diye hitap eden bireyler olmasını sizler engelleyebilirsiniz unutmayın.


 

Sadece 3 adımda çocuğunuzun gelişim seviyesine uygun programımıza ulaşın.

Programdaki aktiviteleri çocuğunuzla yaparak, çocuğunuzun gelişim
seviyesini ulaşabileceği en üst düzeye çıkarmaya yardımcı olun.

Hemen çocuğunuzun gelişim seviyesini belirleyen soruları yanıtlayın.

çocuk gelişimi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR