Çocuk Eğitimi

Güçlü Çocuk Yetiştirmek

Tarih: 20 Temmuz 2017 - Perşembe
Uzman görüşü için konu öner.


İlk anne-baba olacağınızı öğrendiğiniz ve sonra çocuklarınızı kucağınıza aldığınız günlere gitmenizi istiyorum sizden! Hangi hayalleriniz vardı, nasıl bir çocuk ve onunla nasıl bir ilişki hayal etmiştiniz? Bugün çocuğunuza ve onunla ilişkinize baktığınızda ne görüyorsunuz ve hissediyorsunuz?

Çaba gösteriyorsunuz ve iyi anne-babalarsınız. Çocuklarınızı yetiştirmek için elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorsunuz. Mükemmel anne-babalık yoktur. Kötü anne-babalık yoktur ama yanlış anne-baba tutumları vardır.

Kendi anne-babalarınızı çocukluğunuzda nasıl hatırlıyorsunuz? Onlara benziyor musunuz? Benzemek ister misiniz? Çocuklar su gibidir, hangi kaba koyarsanız onun şeklini alır. Buna çok inanmakla beraber, çocuklarımızın genetik olarak bizden aldıkları özellikleri de bir kenara atmamak lazım.

Her çocuk bir mizaçla doğar. İki çocuğu olan aileler bunu daha çok fark edebilirler. Biz aynı davransak da onlar çok farklı gelişebilir, davranabilir. Ayrıca anne-baba olarak bizlerin onları büyütürkenki tutumları çok önemlidir. Çocuklarımız, her anlamda bizi model almakta ve hayatı öğrenmektedirler. Bu, hiç kolay bir sorumluluk değildir.

Güçlü çocuk ne demektir hiç düşündünüz mü? Çocuğunuzun başarılı olması mı yoksa mutlu ve ayakları üzerinde duran bir çocuk olması mı önemlidir? Güçlü çocuk; baş etme becerisi yüksek, her ortamda kendini ifade edebilen, haklarını arayabilen, isteklerini söyleyebilen çocuk demektir. Her yeni durum ve ortama uyum sağlayabilen yani ayakta kalabilen çocuktur.

Özgüven nasıl gelişir? 0-2 yaşta ana amaç, bağlanmanın kurulmasıdır. Çocuğun dünya görüşü ise; ben dünyanın merkezindeyim ve herkes beni güvende ve mutlu tutmalıdır. 2-6 yaşta ana amaç, başarılı ve bağımsız olmayı öğrenmektir. Dünya görüşü ise; ben her şeyi bilirim ve yaparımdır. Bebeklikten itibaren anne-babaların bebeğin ihtiyaçlarını karşılaması, bebeğe değerli olduğunu hissettirebilmesi, bebeğin kucağa alındığında sevgi ve huzuru hissetmesi; temel güven duygusunun gelişiminde çok önemlidir. Bebek, emzirmeden keyif almalı çünkü emzirmek sadece karnını doyurmak değil; duygusal besinini de sağlamak demektir. Bebeğe her istediğinde ağlatmadan meme vermek, eldiven takmamak, elini emmesine izin vermek, göz teması kurmak bu süreçte önemlidir.

Anne-babanın etrafa kaygılı gözlerle bakmaması da önemlidir çünkü onlar dünyayı önce bizim gözlerimizle bakıp görürler. Biz kaygılıysak, onlar da kaygı geliştirir. Annenin hormonlarla alakalı bir sorunu varsa profesyonel yardım alınabilir.

Büyüdükçe 2 yaş civarında, anne-babasından sağlıklı bir şekilde kopabilip yapabileceği her şeyi kendisinin yapmasına izin verilmesi ama aynı zamanda çocuğa sınırlar konması, her istediğinin alınıp yapılmaması, temel alışkanlıklarının kazandırılması (uyku, yemek gibi); onun güvende hissetmesine, denemesine ve olumlu benlik algısının yani özgüveninin gelişmesine yardımcı olur.

Çocuğa esneklik kazandırmak, rutinini bozmak, mesela uykusu geldiğinde her yerde uyuyabilmesine olanak sunmak, onun yeni durum ve ortamlara adaptasyonuna yardımcı olmak önemlidir. Kitap okuyarak uyutmak, beslenmede düzenini bozmamak, yemek yemesi için zorlamamak, abur cubur yedirmemek önemlidir. Yaptığınız değişiklikleri akşamdan sabaha yapmamalısınız. Değişiklik yapacaksanız, küçük adımlarla yapabilirsiniz.

Anne-babanın çocuğun hayatını kolaylaştırmaması; onun adına çözüm üretmemesi, öneri vermemesi önemlidir. Çocuk bir sıkıntısını paylaştığında, “Seni anlıyorum.” diyerek duygularını kabul etmesi; sonra “Ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sorarak “Sen, benden ayrı bir bireysin.” mesajı vermek bağımsızlaşmasına ve kendine güveninin artmasına yardımcı olur. Örneğin; “Gel beraber düşünelim.” diyebilirsiniz. Birbirinizle deneyimlerinizi paylaşabilirsiniz. Rol yapma tekniği ile farklı durumlara yeni bakış açıları, çözüm önerileri getirebilirsiniz.

Çocuklarımız bizim uzantımız değildir. Bizim yapamadığımız hayalleri gerçekleştirmek için yaşama gelmemişlerdir. Onlar kendi yaşamları için vardır. Bizim yapmamız gerekenler; çocuklarımızı tanımak, oldukları gibi kabul etmek, anlamak ve kendilerini geliştirmeleri için olanaklar sunmak, hobi seçimlerine yardımcı olmak, (onların ilgi ve yeteneklerine göre, düzenli, uzun süreli gidecekleri bir hobi), sorumluluk vermek, karar verme ve seçim yapma hakkı tanımak, ona güvendiğimizi hissettirmek, yapamayacağını düşünüp geri çekildiğinde ona tekrar denemeyi öğretmek, kendi başarısızlıklarımızdan örnekler vermektir.

Yaşamın, siyah beyaz değil; grilerden oluştuğunu ona yaşatabilmeliyiz. İnsanlar iyi ya da kötü değildir. Her birimizin iyi ve kötü yönleri vardır. Davranışla kişiliği ayırmak önemlidir. “Seni sevmiyorum.” demek yerine “Bu davranışından hoşlanmadım.” diyebilirsiniz. “Beni üzdün.” demek yerine “Bu davranışına kızdım.” diyebilirsiniz. Sevdiklerimize de kızabileceğimizi çocuklarımıza öğretmek önemlidir.

Sosyal ortamlarda ‘merhaba, nasılsın’ de diye uyarmamak, yaşına göre anne- babadan bağımsızlaşmak (yatıya gitmek, kampa gitmek gibi), çocuğu başkalarıyla kıyaslamamak, yeni bir şey söylemiyorsak söylememek, çok uyarmamak, kontrol etmemek önemlidir çünkü çocuklar kontrolsüz kaldıklarında ne yapacaklarını bilemiyorlar.

Eğer anne-baba tutumları zıtsa, bu çocuk için en büyük problemdir. Çocuğun kafası karışır. Çocuk neyi yapıp neyi yapamayacağını bilemez. Anne-baba tutumlarının birbirine yaklaşması önemlidir. Çocuktan beklentimizin gerçekçi olması, çok yüksek olmaması önemlidir. Doğal olmak, çocuğu bizim hayatımıza katmak gerekir.

Çocuğunuza sınır koyarken; ilk olarak çocuğunuzun duygusunu anladığınızı gösterin. Eğer kızmışsa “Anlıyorum, kızdın.” diyebilirsiniz. Sonrasında açıklama yapın ve sınır koyun. Vurmaya çalışıyorsa “Bana vurmak istiyorsun, bana vuramazsın.” diyebilirsiniz. Son olarak ise alternatif sunabilirsiniz “İstiyorsan yastığa vurabilirsin” diyerek. Çocuğa seçenek sunarak davranışının sorumluluğunu almasına yardımcı olursunuz. Örneğin; yemekten önce tatlı yemek için ısrar eden çocuğunuza “Yemeğini bitir yoksa tatlı yok.” demek yerine “Yemeğini bitirdiğinde tatlı yemeyi de seçebilirsin, yemeğini yememeyi seçtiğinde tatlı yememeyi de seçmiş olacaksın.” diyebilirsiniz.

Çocuğun başarısından çok, doğru yer ve zamanda çabasını övmek çocuk için daha iyidir. “Güzel yaptım mı?” diye sorduğunda, “Sen ne düşünüyorsun? Çok çabaladığını görüyorum.” demek daha yerinde olacaktır. Çocuğun dış değil, iç odaklı olmasına ve kendine güveninin artmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca gerçekçi olmayan övgüleri çocuklar hisseder. Anne-babanın çocuğu algısı ile toplumun, arkadaşlarının çocuğu algısı uyuşmuyorsa; çocuk hayal kırıklığına uğrar ve özgüveni düşer, yanlış benlik algısı oluşur.

Çocukların sınırlara ihtiyaçları olduğu için sınırlar önemlidir. Anne-baba, evin anne-babası, çocuk da evin çocuğu olmalıdır! Sistem teorisine göre aile bir sistem ve sistemde anne-baba koalisyonda, çocuklar da bu koalisyonun dışında olmalı ve evin çocuğu olarak kalmalıdır. Arada hiyerarşi olmalı, bir tür ast üst ilişkisi olmalıdır.

Annelerin iş hayatına girmesi ve anne-babaların çocuklarına daha az zaman ayırabildikleri için sınır koyamamaları, çocuk merkezli ailelerin oluşmasına neden olmuştur. Koalisyonların bozulduğu ve sınırların olmadığı yerde, çocuklar güvende hissetmedikleri için özgüvenleri düşük şekilde yetişmektedir.

Anne-baba önce bireysel olarak, ayrı ayrı mutlu olmalı. Sonra çift olarak mutlu olmalı. Karı koca birbirlerine zaman ayırmalı; önce şemsiyeyi kendilerine tutmalıdırlar. Böyle ailelerde çocuklar güvenli ve mutlu olurlar.

Anne-babanın bire bir çocukları ile vakit geçirebilmeleri gerekir. Haftada yarım saat çocuğu yönlendirmeden, eleştirmeden, çocuğun oyunu yönlendirmesine izin vererek çocukla oynadıklarında çocuğun iç dünyasının kapılarını açabilmekte ve çocuklarının özgüvenini geliştirebilmektedirler.

Oyun, serbest ve yapılandırılmış olmalıdır. Oyun oynarken bire bir, yerde oynanmalıdır. Oyuncaklar, çocuğun yaratıcılığını ortaya çıkaracak türden olmalıdır. Oyundan başka bir şeye geçiş yapılırken “geçiş uyarısı” olmalıdır. Örneğin; “Oyunumuz beş dakika sonra bitecek.” denilebilir.

Olumluyla ilgi almalı çocuk. Hayır demekten ziyade aferin yapmıyorsun denmeli. Pozitifler defteri kullanılabilir, bir hafta içinde çocuğun yaptığı olumlu davranışlar bir deftere yazılabilir. Her istediğini almamak, her istediğini yapmamak gerekir. Çünkü bu doyumsuzluğa sebep olabilir. Çocuğun kendini kontrol edebilmesi için harçlık sistemi kullanılabilir.

Çocuğun kişiliği için şöyledir, onu yapmak istemez, bunu sevmez diye söylemlerde bulunmamak gerekir. Böyle yaparak çocuğa, bu kişiliği giydirmiş oluruz.


Çocukların özgüvenleri düştüğünde kaygı ve korkular artar, takıntıları gelişebilir ya da tam tersi olabilir. Çocukların kaygıları olduğunda özgüven düşüklüğü, düşük sosyal beceriler ve akademik problemler geliştirirler. Karınları ağrıyabilir, mide bağırsak sorunları olabilir. Anne-babaya sürekli aynı şeyleri teyit ettirmeye çalışabilirler. (“Gitmeyeceksin değil mi?” gibi.) Çocuklarımızı habersiz bırakıp gittiğimizde, sözümüzü onları korkutarak dinlettiğimizde (“Polis gelecek.” gibi) onları gitmekle tehdit ettiğimizde, bizi üzdüklerini söylediğimizde kaygıları artar. Anne-baba tutumları aşırı koruyucu olduğunda da çocuk dünyaya kaygılı gözlerle bakmayı öğrenmektedir.

Kaygılarla baş etmede; kaygıları anlama, kabul etme, çocuğa çözüm ürettirme, baş etme becerisini geliştirme, onu rahatlatma önemlidir. Kaygılandığımızda kontrol etmeye başlarız. Defalarca aynı şeyleri sorduklarında sence deyip ona cevap buldurmak önemlidir. Espri yapmak, kaygıların giderilmesinde çok işe yarayabilir. Çünkü gülünce tüm kaygılar yok olur.

Normal gelişim sürecinde 2-5 yaş arası takıntılı dönemdir. Çocuklar sürekli aynı şeyleri tekrar edebilirler. Tekrarlar ve rutinler, çocukların dış dünyayı anlamalarına yardım eder. Sonra ne olacak onu tahmin edebilirler ve kontrolü ellerinde tutarlar.

4-5 yaştan itibaren bu takıntıların azalmaları ve yok olmaları gerekir. Tuvalet eğitiminde inatlaşmamak, yine temizlik üzerinde çok durulmaması takıntılar için çok önemlidir. Takıntıları beslememek, seni anlıyorum deyip duyguları kabul etmek ama gerekiyorsa ağlamasına izin vererek takıntılarını yerine getirmemek önemlidir. Araştırma sonuçları ağlamanın çocuklara zarar vermediğini; tam tersi rahatlattığını, tedavi ettiğini göstermektedir.

Korkular; 8 ay civarında yabancılardan korkma, 2 yaşta yüksek ses, elektrik süpürgesi, gök gürültüsü, 3-4 yaşta karanlık, dilenci, hırsız, polis, anne-babadan ayrılmak olarak ortaya çıkmaya başlayabilir. 4 yaşında azalma görülür ve 6 yaşında ise tekrar artış görülebilir. Hayalet, cadı, yangın, hırsızla alakalı korkular görülebilir. “Karyolanın altında biri var.” deyip yatmak istemeyebilirler. İzledikleri filmlerin, gördükleri rüyaların etkisinde kalabilirler. 6 yaşından sonra korkularda azalma görülür.

Çocuğun zeka seviyesi yükseldikçe kaygı artabilir. Birkaç basamak sonrayı görebilirler. Korkular, genellikle çocukların gelişimsel olarak önemli adımlar attıkları dönemde ortaya çıkar. Bu dönemde anne-babalar daha çok sevgi ve güven göstermelidir.

Anne-babanın bir hayvandan korktuğunu gördüklerinde de korkabilir çocuklar. “Yaramazlık yaparsan iğneci gelir.” gibi cümlelerle çocukları korkutmak da korkulara neden olabilir. Veya kaza, eve hırsız girmesi, kavgalar, ölümler, travmalar (boşanma, taşınma, ölüm, kazalar gibi) gibi gerçek yaşam deneyimleri de korku geliştirmesine neden olabilir. Böyle durumlarda “Anlıyorum korkuyorsun, sana ne iyi gelir?” demek, rahatlatmak, güven vermek, ona çözüm ürettirmek, korktuğu şeyle ilgili bilgilendirmek, adım adım korkularının üstüne gitmesi için teşvik etmek korkuların aşılmasında önemlidir.

Korktuğu değil, korkmadığı zamanlarda “Aferin bugün hiç korkmadın.” denilerek ilgi alması önemlidir. Korktuğu şeyleri çizdirip bir kutuya kapatıp kutuyu yakmak, atmak gibi şeyler de iyi gelebilir.

Çocukları yaşının üzerinde şiddete, cinselliğe, korkuya maruz bırakmamak gerekir. Yetişkin dizileri fonda bile açık olmamalıdır, haberler yanlarında izlenmemelidir. Ekran mümkün olduğunca seçilerek ve kısıtlı şekilde izlenilmelidir.

Özetlemek gerekirse güçlü çocuk, hayatın kontrolsüzlük ve zorluklarıyla baş etme becerileri güçlü olan çocuk demektir. Her zaman yanlarında olamayacağımız için onları güçlü yetiştirmeliyiz. Aynı zamanda kendine güvenen çocuk, başarılı çocuktur.

Hem güvende hissettirmek hem de bir adım gerilerinden onları izlemek, ihtiyaç duyduklarında orada olduğumuzu bilmelerini sağlamak önemlidir. Unutmamalıyız ki; ne yaptığınız değil, nasıl yaptığınız ve yaparken ne hissettiğimiz önemlidir. Kendine güvenmeyen çocuk, denemez ve neler başarabileceğini bilemez!

 

Sadece 3 adımda çocuğunuzun gelişim seviyesine uygun programımıza ulaşın.

Programdaki aktiviteleri çocuğunuzla yaparak, çocuğunuzun gelişim
seviyesini ulaşabileceği en üst düzeye çıkarmaya yardımcı olun.

Hemen çocuğunuzun gelişim seviyesini belirleyen soruları yanıtlayın.

çocuk gelişimi

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER YAZILAR